Peygamberimiz, Cami ve İrşad


Yeryüzünde mabed olarak yapılan ilk bina Kâbe'dir. (Âl-i İmran 3/96) Tarihi insanlık kadar eski olan Kabe tevhidin merkezi konumundadır ve milyonlarca müslümanın dünyanın dört bir tarafından kesintisiz her daim yöneldiği kıbledir. Camiler ise Kabe'nin birer şubeleridir. Bu bakımdan camiler bir müslüman için hayatın vazgeçilmez bir parçasıdır.

Allah Rasulü(sav) miladi 622'de Yesrib'e hicret etti. İşte bundan sonra Yesrib Medine oldu. Hem de Medine-i Münevvere (Nurlu Şehir) oldu. Zira Allah Rasûlü o Yesrib'i aydınlatmış adeta nura gark etmişti. Hani hatırlayın hicrette Efendimiz  ashabı ile Medine'ye girerken Medineliler onu Talea'l Bedru Aleynâ Min Seniyyeti'l- veda (Ay doğdu üzerimize Veda tepelerinden) şarkılarıyla karşılamışlardı.İşte Efendimiz Yesrib'e gelince ilk iş olarak bir Mescid/cami (Mescid-i Nebevi) inşa etmek olmuştu. Mescid-i Nebi'nin inşası ile artık o şehir Medine olmuştur. Demek ki camiler medeniyetimizin en mühim sembolleridir. Hatta temel taşıdır.

 Müslüman toplumda Cami toplumun/şehrin kalbidir. Kalb nasıl ki vücuda kan/canlılık pompalıyor ise camiler de topluma hayat pompalıyor, toplumu her daim diri uyanık tutuyor, toplum fertlerinin bir ve beraber olmasını sağlıyor. 

 Nitekim günümüzde mescid yerine daha ziyade  câmi ismi kullanılıyor ki Toplayan, bir araya getiren demektir. İlginçtir ki Arapçada Üniversite için de el-Câmia ismi kullanılır. Yani üniversite ile cami aynı kökten geliyor. Bu da gösteriyor  ki islam toplumunda cami ile ilim bir aradadır, ayrılamaz. Nitekim Allah Rasûlü de Medine’de mescidi inşa ettikten sonra hemen yanı başına bugünkü yatılı okul mesabesinde olan Suffe'yi inşa etmiştir ki O bu okulun da kurucu müdürüdür ve muallimidir. Zaten o ben muallim olarak gönderildim (İbn Mace, Mukaddime, 17) buyurmuştur.

 Miladi 610'da Mekke'de Hira'da başlayan vahiy süreci tam 23 sene devam etti ve o bu süre zarfında ümmetine vahyin hakikatlerini öğretmek için olağan üstü gayretler gösterdi. Mekke'de Erkam bin Ebi'l-Erkam'ın evi adeta bir okuldu. Medine'de de Mescid-i Nebi yine  okul idi. Allah Rasulünün mescidi sadece namaz kılınan mekan değildi. O’nun mescidi mektep idi, irşad merkezi idi, adliye idi, diplomatik münasebetlerin sürdürüldüğü yer idi, misafirhane idi, hapishane idi, hastane idi…

İşte Efendimiz'in bu uygulaması tarih boyunca ümmete ışık tutmuş ve camiler aynı zamanda ilim merkezleri olmuştu. İlim ile ibadet birlikte olmuştur. Tarihi süreçte ilim merkezleri caminin içinden dışarı çıksa da camiden uzaklaşmamış, camiler külliye şeklinde inşa edilmiş, medreseler de hep camilerin çevresinde olagelmiştir.

Gelinen noktada bugün dahi, bütün bozulmalara rağmen camilerimiz toplumda önemli fonksiyonlara sahiptir. Her şeyden evvel bir beldede caminin varlığı o beldenin müslüman olduğunun delilidir. Bu manada camiler islamın kazınmaz mührüdür. Bağımsızlığımızın sembolü ve tapu senedidir.

Camiler, minareleriyle tevhidin sembollü, ezan ve salâlarıyla milleti dirilten ayağa kaldıran merkezlerdir. Nitekim 15 Temmuz 2016 gecesi hain FETÖ darbe girişiminin bastırılmasında 90 bin camiden yükselen selâların büyük payı olmuştur. Bu salâlar milletimize büyük bir moral ve motivasyon sağlamıştır.

Camiler, minberleri ile ilim ve hikmet mekanları, kürsüleriyle de hakkın ve hakikatin haykırıldığı müstesna mekanlardır. Yine camiler mihrablarıyla (mihrab harb edilen yer demektir) her türlü nefsani ve şeytani kötülüklere karşı harb etme mekanlarıdır.

Müminin cami ile alakası aynı zamanda Müslümanlığının da alameti sayılır. Bakınız bu hususta Allah Rasulü ne buyuruyor: Bir kimsenin mescide alakasını görürseniz, onun mümin olduğuna şahitlik edin… (Tirmizî, Tefsir, Sûre 2, Tevbe 18)

Mahşerde Allah'ın özel korumasında olacak yedi sınıf insandan birisi de yine Allah Rasulü'nün bildirdiğine göre kalbi mescitlere/camilere bağlı adam dır. Yani bedeniyle de ruhuyla da cami adamı olan kişi Allah katında özel muamele görecek. Bu sebeple bir müslüman camileri sadece dört duvar kubbe ve  minareden müteşekkil bir yapı olarak göremez. Camiler günde beş defa dirilişimize ve kurtuluşumuza davetin yapıldığı ulvi mekanlardır. Yine camiler yaratanımıza olan kulluğumuzu bize unutturmayacak, bizi her daim Allah'a yönelen bir kul olmamıza vesile olacak mekanlardır. Ne mutlu yönü kıbleye dönen ve gönlü camilere bağlı kimselere.


Okunma Sayısı: 142