"Köylerin Vazgeçilmezi Fırınlar Mazide Kaldı"

209

Tarım ve hayvancılığın yaygın olduğu, gurbetçiliğin henüz hayatın bir parçası olmadığı dönemlerde köylerin vazgeçilmezlerinden biri taş fırınlardı.

Köy yaşamının merkezinde yer alan bu fırınlar, yalnızca ekmek değil, dayanışma, üretim ve paylaşımın da simgesiydi. Eskiden köylerde mısır (daru) tarlaları bulunurdu. Tarlalar bel, beller ve sapanlarla sürülür, imece usulüyle kazma kullanılarak tohum ekilirdi. Otlar kazınır, sık alınırdı. Tarlaların kenarlarına turşuluk fasulye ekilir, çangal dikilir, hendek başlarına kabak, daru aralarına salatalık, patates, bakla ve mısır ekilirdi.

Daruya sarılan baklalar, hasat zamanı toplanır, kabak çekirdeğiyle birlikte kurutularak pazarda satılırdı. Kabaklardan kışlık sırım yapılırdı. Darunun hasadına devşük denirdi. Eylül ayı geldiğinde tarlalar çığırmanla, evler ise kırma daru talaşlarıyla dolardı. Akşam saatlerinde daru ve sap taşıyanların sesleri, karanlık gecelerde yanan gaz fenerlerinin ışıklarıyla köye ayrı bir renk katardı.

Köy mahallelerinde taş fırınlar bulunurdu. Sıra usulüyle ikindiden sonra fırınlar yakılır, temizlenir ve sepet sepet pool daru doldurulurdu. Çocuklar için fırın közünde pool pişirmek adeta bir marifet, bir yarıştı. Fırın doldurulduktan sonra ağzı kapakla kapatılır, hava almaması için etrafı çamurla sıvanırdı. Gecenin ilerleyen saatlerinde darunun yanmaması için fırının tavı alınır, ertesi gün daru fırından çıkarılır ve fırın darusu adını alırdı.

Kabaklar soyulup sicim gibi kesilerek güneşte ya da fırında kurutulur, kabak sırımı olurdu. Fasulye fırında kurutulur, fırın fasulyesi adını alırdı. Kiraz ve kızılcık turşuları ile fıçı fıçı fasulye turşuları evlerin köşesinde yerini alırdı.

Sacda pişmiş daru ekmeği, yayıkta yapılan gatık ve pancar çorbası sofraların vazgeçilmeziydi. Biraz suda bekletilen fasulye turşusu, soğanla kavrulur, fırın fasulyesi ve kabak yemeğinin yanında haşıl ile birlikte eşsiz bir lezzet sunardı. Fırın darusu değirmende öğütülerek un hâline getirilir, kaynayan tuzlu suya yavaş yavaş eklenerek sürekli karıştırılırdı. Kıvamını aldıktan sonra sahanlara dökülür, üzerine kızdırılmış tereyağı ince çizgiler hâlinde gezdirilir ve çala kaşık yenirdi.

Bugün ise köylerde daru tarlaları yok denecek kadar az. Taş fırınların büyük bölümü kullanılmaz hâlde. Fırın yakanlar, tarlalardan bostan çalanlar, pool pişirme yarışına giren çocuklar da artık yok. Köylerin vazgeçilmezi olan fırınlar, anılarda yaşayan bir kültür mirası olarak kaldı.



Giriş: 14 Ocak 2026 | Güncelleme: 14 Ocak 2026 | Okunma: 209


Kaynak: harsitvadisi



QR Kod

Bu karekodu kullanarak haberi telefonunuzda görebilir ve paylaşabilirsiniz.