"Harşit'ten Kazıkbeli'ne Bir Tabiat Sefernamesi"
Harşit'in kadim topraklarından, o mağrur coğrafyanın derinliklerine doğru bir seyrüsefere niyet ettik.
İstikametimiz, suların membaı, rüzgârın en saf haliyle estiği, yolların ve gönüllerin birleştiği o stratejik nokta: Kazıkbeli. Harşit Çayı üzerindeki Dandı Köprüsü'nü geride bırakıp, santral sahasının ardındaki kıvrımlı yollara koyulduğumuzda, Kavraz Vadisi bizi bir ana şefkatiyle bağrına bastı. İlk virajlar, sanki bizi dünyanın kasvetinden ve fani sıkıntılarından azat edip göğe yaklaştırmak istercesine birer birer aşıldı. Gümbürik'i geçip Dengebacası sapağına vardığımızda, granit kayaların sert yüzünden tabiatın o muazzam manzarası bir perde gibi önümüzde açıldı. İnceburun'da kısa bir mola verdik, Şebinkarahisarlı Ahmet Çiftçi'nin hayratı olan çeşmenin buz gibi coşkun akan suyundan kana kana içtik. Bu su, sadece susuzluğumuzu gidermekle kalmadı, ruhumuza taze bir ferahlık bahşetti.
Kavraz Deresi'nin gücüyle çarklarını çeviren Beel Değirmeni sağımızda kalmıştı. Az ileride semaya doğru baktığımızda 650 rakımlı Belen Kalesi gözümüze ilişti. Yeniden yola koyulup Dandı Deregözü'ne vardığımızda, mahalle içinden süzülerek, eski zamanlarda şimşirlerin arz-ı endam ettiği fakat şimdilerde mahzun bir sessizliğe bürünen Şimşirbükü'ne ve ardından Alankayası'na ulaştık. Hakikaten bu şimşir ağaçlarına ne oldu da kayboldular, Kovancak yoluna ve Müthiş Ali'nin hanesine gönül dolusu bir selam bırakıp, Kavraz Deresi'nin mistik uğultusu eşliğinde yolumuza devam ettik. Eskiden Orman İşletme Müdürlüğü'nün tomruk deposu olarak kullandığı ve hafızalarda hâlâ Depo adıyla yaşayan alanı geçip Tez Deresi'ne vardık. Tez Deresi, keşfedilmeyi bekleyen bir cennet gibidir, yanı başındaki Karakuz ve şelaleler, tüm efsunlu güzelliğiyle ziyaretçilerini beklemektedir.
Sola kıvrılan yoldan İslam sapağını takiben sağa yöneldiğimizde, yayla yolunun sarp ve heyecan verici ruhuna tam manasıyla dâhil olduk. Azizgil'in o mahzun armut ağaçlarını selamlayıp Aziz'in hatırasını yâd ettikten sonra Otçalanı'na, oradan da heybetli gürgenlerin gölgesinde serinleyen, Kayabaşı Yaylası'nın eteklerinde hayat bulan Çilekliburun'a vardık. Burası tam bir temaşagâhtı. Durup köyleri ve Capildirik mevkisini seyre daldığımızda, tabiatın usta bir ressamın fırçasından çıkmış eşsiz bir levha olduğunu idrak ettik. Sanki geçmişin göç kervanlarından gelen sesler kulaklarımıza bir şeyler fısıldıyordu. Az ileride, üç buçuk asır boyunca fırtınalara göğüs gerip sonunda toprağa teslim olan o koca gürgen ağacının bıraktığı boşluğu hissettik, onun yokluğu, dağların vaktine dair hüzünlü bir nişane gibiydi. Yerine dikilen gürgen fidanının o muazzamlığı acaba kaç kuşak sonra görülecek,
Yol ilerledikçe kızılağaçlar yerini, dorukları göğe uzanan asil ladinlere bıraktı. Eskiden Yılmaz'ın kahvesinin bulunduğu ama şimdi yerinde yeller esen o mevkiden geçerken, solumuzda kalan Tepealan sapağına bir vefa selamı verip geçtik. Yol kenarlarında karayemiş ve ormangülü ağaçları bize eşlik ediyordu. Ya böğürtlen dikenlerine, eğrelti otlarına ve güllüklere ne demeli, Tam yirmi ikinci kilometrede, Yaşmaklı Barajı'nın devasa gövdesi ve suyun o efsunlu yeşilliği bizi karşıladı. Ağaçbaşı yolu sapağı sağımızda kaldı. Oradan devam etsek Ağaçbaşı üzerinden Güce sınırlarına girip Böğürtlenbükü'ne inecek ve Gelevera ile buluşacaktık.
Yoldan ayrılmadan, manzara anlatılmaz yaşanır dedirten Ağaçbaşı Yaylası'nın silueti eşliğinde ulaştığımız Harmancık, başlı başına bir doğa harikasıydı. Giresun-Gümüşhane sınır boyundaydık. Sola dönsek Çatakçayırı, Çıkrıkdüzü ve Halil Bey üzerinden Güvende’ye gidebilirdik ama öyle yapmadık. Sağa dönüp köprüyü geçtiğimizde artık Kavraz'ın, yani o köklü köylerin kalbindeydik. Pinti, Patanlı, Yanıkmerek, Asarkaya ve Başyurt… Her biri bu mübarek vadinin birer kıymetli mücevheriydi. Bir an buraların eski ağası Çayan Ağa'yı hatırladık. Pinti-Çağmat arasında bulunan Şeyh Cüneyt Mezarlığı ve Asarkaya'nın geçmişi bize eskiye dair bir şeyler fısıldıyordu. Dar yollardan, yeşilin bin bir tonu arasından süzülerek Balıklı ve Çekümce üzerinden nihayet ellinci kilometrede Kazıkbeli Yaylası'na vasıl olduk. Rakım 2000 metreyi çoktan aşmıştı. Kazıkbeli, Kavraz Deresi'nin membaı, suyun yeryüzüne çıktığı ilk noktadır. Burası coğrafyanın düğüm noktası, etraftaki yaylaların merkezi, Kavraz'ı, Gelevera'yı, Kürtün'ü ve Harşit'i birleştiren stratejik bir taht gibidir. Yolun nihayeti ve suların bidayeti olan bu nokta, insana hem ne kadar küçük olduğunu hem de bu ihtişamlı hilkatin bir parçası olmanın huzurunu hatırlatır.
Nice hikâyelerin yazıldığı ve daha nicelerinin yazılacağı Harşit'ten Kazıkbeli'ne uzanan bu güzergâh, sizce de güzel bir yolu hak etmiyor mu.
Giriş: 24 Nisan 2026 | Güncelleme: 24 Nisan 2026 | Okunma: 26
Kaynak: Adnan Yazıcı
Bu karekodu kullanarak haberi telefonunuzda görebilir ve paylaşabilirsiniz.