"Doğankent'te Fındık Sonrası Gurbet Yolculuğu Başladı"
Yetmişlerden bugüne değişmeyen yol: Harşit Vadisi'nden İstanbul'a uzanan gurbet hikâyesi
Doğankent ve çevresinde fındık hasadının sona ermesiyle birlikte, köylerde yaz boyunca yaşanan hareketlilik yerini yavaş yavaş gurbet yolculuklarına bıraktı. Tarlalarda alın teriyle geçen günlerin ardından, İstanbul başta olmak üzere Türkiye'nin farklı kentlerinde yaşayan vatandaşlar yeniden yollara düştü. Ancak bu yolculuk, yalnızca bir şehirden başka bir şehre yapılan sıradan bir otobüs yolculuğu değil. Bu güzergâh, yıllardır gurbet ile sıla arasında gidip gelen binlerce insanın hayatına, anılarına, özlemlerine ve vedalarına tanıklık ediyor. Bu hikâyenin en önemli isimlerinden biri ise 1970'li yıllardan bu yana direksiyon başında olan otobüsçü İzzet Öztürk.
Bir ömür direksiyon başında: Öztürk'ün yol hikâyesi 1970'li yıllarda muavinlikle başladı. Ardından minibüs şoförlüğü ve otobüsçülük geldi. Aradan geçen onlarca yıla rağmen değişmeyen tek şey ise İstanbul ile memleket arasındaki yolculuklar oldu. Bugün kullandığı beyaz otobüs, onun için yalnızca demirden yapılmış bir taşıma aracı değil. O otobüs, gurbet ellerinde yaşayanların memlekete duyduğu özlemin, yıllar sonra gerçekleşen kavuşmaların ve her yaz yeniden yaşanan ayrılıkların sessiz tanığı.

Haziran ayının gelmesi ve okulların kapanmasıyla birlikte İstanbul Beşyüzevler'deki yazıhanede hareketlilik başlıyor. Gözler Tirebolu'ya, Doğankent'e ve Harşit Vadisi boyunca uzanan köylere çevriliyor. Otobüslerin bagajlarına yalnızca valizler konulmuyor. Memlekete götürülecek hediyeler, çocukların heyecanı, yıllardır görülmeyen akrabaların özlemi ve köydeki evin hasreti de o bagajlarda yerini alıyor.
Harşit Vadisi'nde her virajın bir hatırası var: İstanbul'dan başlayan yolculuk, kilometreler geride kaldıkça başka bir anlam kazanıyor. Karadeniz'in yeşili kendini göstermeye, yollar daralıp vadiler derinleşmeye başladığında yolcuların heyecanı da artıyor. Harşit Vadisi boyunca ilerleyen otobüsün her virajı, yıllar öncesinden kalmış bir anıyı yeniden canlandırıyor. Tirebolu'nun denizi göründüğünde ise gurbet yolculuğunun ağırlığı bir anda hafifliyor. Camdan dışarı bakanların gözlerinde yalnızca deniz değil, çocukluk günleri, baba ocağı, köy yolları, yaylalar ve yıllardır özlenen insanlar beliriyor.
Harşit Köprübaşı'ndaki yazıhane önünde otobüsten inen her yolcunun elinde belki bir çanta bulunuyor. Ancak o çantanın içinde yalnızca eşya değil, yılların biriktirdiği bir kavuşma hikâyesi taşınıyor.
Fındık zamanı başka, gurbet zamanı başka: Yaz aylarının memleketteki en önemli uğraklarından biri de fındık bahçeleri oluyor. Günler boyunca fındık dalları ellerle ayıklanıyor, harmanlar savruluyor, eller nasırlaşıyor ve yüzler güneşten kararıyor. Alın teri, Karadeniz'in o bereketli topraklarına karışıyor.
Gurbetten gelenler için fındık zamanı sadece bir geçim mücadelesi değil, aynı zamanda ailelerin yeniden bir araya geldiği, çocukların köy hayatını tanıdığı, eski dostlukların ve komşulukların yeniden canlandığı bir dönem. Ancak her güzel buluşmanın olduğu gibi bu günlerin de bir sonu var. Fındık harmanı kaldırılıp evlerin kapıları yeniden kilitlenmeye başladığında, köy meydanlarında bu kez dönüş telaşı yaşanıyor.
Aynı otobüs, bu kez dönüş için geliyor
Bir süre sonra o tanıdık otobüs yeniden köy meydanında beliriyor. Bu kez geliş değil, dönüş vakti...
Valizler yeniden hazırlanıyor. Evlerden son kez çıkılıyor. Yaşlıların elleri öpülüyor, çocuklar akrabalarına sarılıyor. Yine gelin duaları ve temennileri eşliğinde vedalar başlıyor. Köy meydanlarında bazen birkaç dakikalık bir vedanın içine koca bir yılın özlemi sığıyor. Otobüs hareket ettiğinde geride kalanlar bir süre arkasından bakıyor. Yolcular ise cam kenarından memleketlerine son kez bakarken, bir sonraki yazın hayalini kurmaya başlıyor.
Biz valiz değil, hasret taşıyoruz: İzzet Öztürk, onlarca yıllık meslek hayatı boyunca bu yolculukların sayısını artık hatırlamakta zorlanıyor. Fakat taşıdığı insanların hikâyelerini hiç unutmuyor. Çünkü onun için otobüs koltuklarında oturan yolcuların her birinin ayrı bir hikâyesi var. Kimi yaşlı annesini görmek için yola çıkıyor, kimi çocuklarını köydeki büyükanne ve büyükbabasıyla buluşturuyor, kimi de yıllardır uzakta olduğu baba ocağına dönüyor. Öztürk'ün gözünde o koltuklarda sadece insanlar ve valizler bulunmuyor. Bir ananın duası, bir babanın emaneti, çocukların heyecanı ve sıla hasretinin ağır hatırası da taşınıyor.
Yarım asırlık bir yolculuk: 1970'li yıllarda başlayan şoförlük hayatı, bugün hâlâ aynı yollar üzerinde devam eden Öztürk için adeta bir ömürlük hikâyeye dönüşmüş durumda. Yıllar içinde araçlar değişti, yollar değişti, şehirler büyüdü, İstanbul'un kalabalığı arttı. Ancak gurbet ile sıla arasındaki bağ değişmedi.

İstanbul'dan Karadeniz'e uzanan bu yol, yalnızca asfalt ve kilometrelerden ibaret değil. Bu yol, çocukluğuna dönenlerin, anne-babasına kavuşanların, fındık bahçelerinde alın teri dökenlerin, köyünde birkaç ay soluklananların ve ardından yeniden gurbete dönmek zorunda kalanların ortak hikâyesi. İzzet Öztürk'ün direksiyonunda geçen onlarca yıl da aslında bu hikâyenin en canlı tanıklarından biri.
Harşit Vadisi'nden İstanbul'a uzanan her sefer, yıllardır yazılan ve henüz son satırı konulmayan bir gurbet ve sıla mektubu gibi...Çünkü bazı yollar kilometrelerle ölçülmez. Bazı yollar, kavuşmanın sevinci ve ayrılığın hüznüyle ölçülür. Ve İzzet Öztürk'ün direksiyonunda geçen yarım asırlık bu yolun adı, yıllardır değişmez: Sıla yolu...
Giriş: 14 Eylül 2026 | Güncelleme: 14 Eylül 2026 | Okunma: 129
Kaynak: Harsitvadisi.com
Bu karekodu kullanarak haberi telefonunuzda görebilir ve paylaşabilirsiniz.