"Karadeniz Yaylalarında Yapılaşma Tartışması, Kültür mü, Kaçak Yapı mı"
Karadeniz Bölgesi'nde yaylalara yapılan evler son yıllarda yeniden tartışma konusu oldu.
Yüzyıllardır süregelen yaylacılık geleneği ile günümüzde artan yapılaşma arasındaki denge, hem hukuki hem de kültürel açıdan farklı görüşleri beraberinde getiriyor.
Geçmişte yaylalar, hayvancılıkla uğraşan bölge halkının yaz aylarında göç ettiği, doğayla iç içe yaşam alanlarıydı. Ulaşımın çoğunlukla at, katır ve eşeklerle sağlandığı bu dönemde inşa edilen yapılar, barınma, hayvanları koruma ve zorlu doğa koşullarına karşı güvenlik amacı taşıyordu. Yayla evleri, dönemin ihtiyaçlarına uygun, sade ve işlevsel yapılardan oluşuyordu.
Ancak zamanla özellikle büyük şehirlere ve yurt dışına yapılan göçler, yaylacılık kültürünü zayıflattı. Buna rağmen Karadenizli gurbetçiler için yaylalar, geçmişle bağ kurmanın ve doğayla yeniden buluşmanın simgesi olmaya devam etti. Emeklilik döneminde memleketine dönen ya da yaz aylarını burada geçirmek isteyen birçok kişi, yaylalarda ev yapmayı tercih ediyor.
Öte yandan mevcut yasal düzenlemeler, yaylalarda yapılaşmayı sınırlandırıyor. 1998 yılında yürürlüğe giren 4342 sayılı Mera Kanunu'na göre yayla ve meralarda yapılaşmaya izin verilmiyor, bu alanların özel mülkiyete geçirilmesi ve amacı dışında kullanılması yasaklanıyor. Buna rağmen özellikle son yıllarda betonarme ve modern yapılarla yaylalarda dikkat çekici bir yapılaşma artışı gözleniyor.
Bu durum, bazı bölgelerde yıkım kararlarını da beraberinde getirirken, uygulamadaki farklılıklar vatandaşların tepkisine yol açıyor. Özellikle seçim dönemlerinde verilen sözler ile sonrasında yapılan uygulamalar arasındaki çelişkiler, çifte standart eleştirilerini gündeme getiriyor. Bazı vatandaşlar, büyük ölçekli projelere göz yumulurken bireysel yayla evlerinin hedef alınmasını adaletsiz buluyor.
Yaylalara ev yapan vatandaşlar ise bu yapıları ekonomik kazanç amacıyla değil, kültürlerini yaşatmak, çocukluk anılarını sürdürmek ve doğayla bağlarını koparmamak için inşa ettiklerini ifade ediyor. Geleneksel yaşamın izlerini taşıyan bu evlerde küçük tarım alanları, odunluklar ve basit yaşam unsurları dikkat çekiyor.

Uzmanlar ve yerel halk, yaylaların korunması gerektiği konusunda hemfikir olsa da çözümün yalnızca yasaklarla değil, yerel kültür ve yaşam biçimini gözeten dengeli politikalarla sağlanması gerektiğini vurguluyor. İnsansız yayla, ormansız ağaç gibidir anlayışıyla hareket eden bölge halkı, doğa ile insanın birlikte korunabileceği bir yaklaşımın benimsenmesini talep ediyor.
Giriş: 18 Mart 2026 | Güncelleme: 18 Mart 2026 | Okunma: 170
Kaynak: Harsitvadisi.com
Bu karekodu kullanarak haberi telefonunuzda görebilir ve paylaşabilirsiniz.