"Evlilik Ehliyeti kadına karşı şiddeti önler mi"

419

Gündemin tartışma konularından biri TBMM Kadına Şiddeti Araştırma Komisyonu'nda görüşülen Evlilik Ehliyeti önerisi.

Kadına karşı ÅŸiddeti önlemeye yönelik ortaya atılan bu öneriyi Beykoz Üniversitesi Klinik Psikoloji Lisansüstü Programları Koordinatörü Prof. Dr. Ebru ÅžalcıoÄŸlu deÄŸerlendirdi. Sadece bireyin psikolojik yapısına odaklanarak kadına karşı ÅŸiddetin azaltılamayacağını belirten ÅžalcıoÄŸlu, Evlilik Ehliyeti'nin kadına karşı ÅŸiddeti önlemede etkisinin sınırlı olacağı görüşünde. Åžiddetle mücadele köklü deÄŸiÅŸimler gerektiriyor diyen ÅžalcıoÄŸlu, kadına yönelik ÅŸiddetin nedenlerini ve atılması gereken adımları sıraladı. 

Kadına yönelik ÅŸiddeti önlemek amacıyla TBMM Kadına Åžiddeti AraÅŸtırma Komisyonu'nda görüşülen Evlilik Ehliyeti önerisi gündemin tartışma konusu oldu. Öneride, evlilik öncesi çiftlerin eÄŸitime tabi tutulması ve kiÅŸilerin ÅŸiddet geçmiÅŸlerinin araÅŸtırılarak psikolojik rapor alması gibi maddeler yer alıyor. EÄŸer öneri kabul edilirse evlilik öncesi taraflardan kan testi gibi psikolojik rapor, sabıka kaydı, ÅŸiddet eÄŸilimi olup olmadığına dair belge istenebilecek. Peki, Evlilik Ehliyeti kadına karşı ÅŸiddeti önlemede etkili olur mu. Beykoz Üniversitesi Klinik Psikoloji Lisansüstü Programları Koordinatörü Prof. Dr. Ebru ÅžalcıoÄŸlu, bu konuyu deÄŸerlendirdi ve kadına karşı ÅŸiddeti azaltmak için yapılabilecek çalışmalar konusunda önerilerde bulundu. 

Dünyada her üç kadından biri şiddete maruz kalıyor

Dünya SaÄŸlık Örgütü'nün çalışmalarına göre dünya üzerinde 15 yaÅŸ üstü her üç kadından biri eÅŸinin ya da romantik partnerinin fiziksel veya cinsel ÅŸiddetine ya da partneri olmayan birinin cinsel ÅŸiddetine maruz kalıyor. YaÅŸamının farklı evrelerinde her yaÅŸ grubundan kadın fiziksel ve cinsel ÅŸiddeti en fazla evde, romantik iliÅŸkilerde ve evlilikte deneyimliyor diyen Prof. Dr. ÅžalcıoÄŸlu, sadece bireyin psikolojik yapısına odaklanarak kadına karşı ÅŸiddetin azaltılamayacağını belirtiyor ve ÅŸunları söylüyor: Dünya üzerinde iÅŸlenen tüm cinayetler içinde eÅŸleri tarafından öldürülen kadınların oranı yaklaşık yüzde 40. AraÅŸtırmalar ÅŸiddetin yüzde 85'inin erkekten kadına yönelik olduÄŸunu gösteriyor. EÅŸleri tarafından öldürülen erkeklerin oranı ise sadece yüzde 6 civarında. Evde, romantik iliÅŸkilerde ve evlilikte ÅŸiddetin bu kadar yaygın görülmesi psikolojik bir deÄŸerlendirme ile ÅŸiddete eÄŸilimin tespit edilmesini zorlaÅŸtırıyor. Elbette ÅŸiddet eÄŸilimini artıran alkol veya madde kullanımı, dürtüsellik, ev içinde ve çevrede ÅŸiddete maruz kalma öyküsü, ÅŸiddet uygulama öyküsü, psikolojik sorunlar gibi kimi faktörler bireyin ÅŸiddet eÄŸilimiyle ilgili bilgi verebilir. Ancak bireyin ÅŸiddet uygulaması çoÄŸu zaman içinde bulunduÄŸu koÅŸulların özelliklerine baÄŸlıdır ve uygun koÅŸullarda tespit edilmiÅŸ bir ÅŸiddet eÄŸilimi olmayan kiÅŸi de ÅŸiddete baÅŸvurabilir. Åžiddeti kolaylaÅŸtıran sosyal ve kültürel süreçleri görmezden gelerek, sadece bireyin psikolojik yapısına odaklanarak kadına ÅŸiddeti azaltma çabası uzun vadede beklenen azalmayı ortaya çıkarmayacaktır. Bu nedenle Evlilik Ehliyeti uygulamasının ÅŸiddeti önlemede etkisinin sınırlı olacağını düşünüyorum. 

Boşanma oranlarında bir düşüş yaratması sürpriz olur

Uygulamanın hayata geçirilmesinin evliliklerin uzun ömürlü olmasına karşı katkı saÄŸlayacağını düşünmediÄŸini belirten ÅžalcıoÄŸlu, BoÅŸanma sebeplerine yönelik yapılan araÅŸtırmalar eÅŸe baÄŸlılık olmaması, aldatma, ekonomik güçlükler, sürekli çatışma ve tartışma halinde olma, iletiÅŸim eksikliÄŸi, madde kullanımı, ÅŸiddet, saÄŸlık sorunları gibi faktörlerin en yaygın sebepler arasında olduÄŸunu gösteriyor. Evlilik Ehliyeti uygulamasının boÅŸanma sebeplerine teması çok sınırlı olduÄŸundan bunun uzun vadede boÅŸanma oranlarında bir düşüş yaratması sürpriz olur diyor. 

Şiddet vakaları neden artıyor

Son yıllarda şiddet vakalarının sayısındaki artışla ilgili de konuşan Şalcıoğlu, Son yıllarda sadece ülkemizde değil tüm dünyada şiddet olgularının sayısında bir artış olduğu gözlemleniyor. Bunun bir sebebi şiddetin daha görünür hale gelmiş olması olabilir. Yani, şiddet olgularının sayısında bir artış olmayabilir, sadece şiddete duyarlılığımız arttığı için şiddet olayları daha görünür hale gelmiş olabilir. Diğer yandan şiddet olgularının sayısında bir artış varsa bu artışı açıklayabilecek çok sayıda faktör olabilir diyor. Şalcıoğlu bu faktörleri ise şöyle sıralıyor:

•Ekonomik güçlükler: Gittikçe zorlaşan yaşam koşulları ve ekonomik güçlükler bunlar içinde ilk sıralarda yer alabilecek faktörler. İnsanlar yaşamlarını sürdürme mücadelesinde ekonomik engellere takıldıkça hüsrana uğruyor, öfkeleniyor ve öfkeyi azaltmanın en kolay ve ilkel yolu olan şiddete baş vuruyorlar. Yani, ekonomik sistem bireyde saldırganlık ortaya çıkarıyor.

•Bireyler arasındaki kutuplaşma: Bir yandan da sosyopolitik düzende gruplar ve bireyler arasında kutuplaşma şiddeti kolaylaştıran bir etki yapıyor. Her coğrafyada yaygın görülen ırk, etnik köken, milliyet, din, cinsiyet, cinsel kimlik, fikir temelli ayrımcılık ve ötekileştirme şiddeti besliyor.

•Toplumsal cinsiyet eşitsizliği ve yasalardaki sorunlar: Kadına şiddetin temelinde toplum bilincine kazınmış toplumsal cinsiyet rollerinin yarattığı eşitsizlik var. Kadın ve erkeği birbirinden ayırdığı varsayılan biyolojik ve psikolojik özellikler erkeğin kadından üstün olduğu anlayışını besliyor. Kadını toplum bilincine zayıf, yetersiz, kontrol edilmesi, sahiplenilmesi gereken bir varlık olarak yerleştiriyor. Erkeği de üst cinsiyet olarak konumlandırıyor; ona güç ve kontrol rolü veriyor. Kadını ötekileştiren bu bakış açısı onun aşağılanmaktan fiziksel ve cinsel şiddet görmeye, eğitim alamamaktan istediği işe girememeye, ekonomik imkanlardan faydalanamamaktan sağlık hizmeti alamamaya varan boyutta ayrımcılığa uğramasına yol açıyor. Toplumda artan muhafazakarlaşma maalesef kadınla erkek arasındaki bu ayrışmayı derinleştiriyor ve kadına şiddeti kolaylaştırıyor. Buna ek olarak yasalar ve bunların uygulamaları kadını korumak için güçlü bir kalkan görevi göremiyorlar.

•Şiddete karşı duyarsızlık: Diğer yandan bazı güncel alışkanlıklarımız bizi şiddete karşı duyarsızlaştırdığı için onu önleyen şekilde davranmıyoruz. Şiddet içeren bilgisayar oyunları, film ve dizileri, haberleri uzun süre boyunca düzenli izlemek insanları şiddete karşı duyarsızlaştıran bir etki yapabilir. Bu şekilde, birey şiddet eylemleriyle gündelik hayatında karşılaştığında bunları daha doğal karşılayabilir ve gereken duygusal tepkiyi vermez. Bu onu illa şiddet uygulamaya yatkın hale getirmez, sadece şiddet karşısında tepkisiz kalmasına neden olur. Bu da şiddetin artması için elverişli bir ortam yaratıyor.

•Yaygın yanlış inançlar: Daha bireysel düzeyde öfkeyi boÅŸalmak gerektiÄŸine dair yaygın yanlış inançlar saldırganlığı kolaylaÅŸtırıyor. Bu duyguyla baÅŸka ÅŸekilde baÅŸ etmeyi bilmeyen kiÅŸi vurup kırıp dökerek öfkesini yönetmeye, azaltmaya çalışıyor. Ama bu yöntem saldırgan davranışların devam etmesine neden oluyor. 

Neler yapılmalı

Şiddetle mücadele köklü değişimler gerektiriyor diyen Şalcıoğlu, yapılması gerekenlerle ilgili ise şunları söylüyor: Geniş bir çerçevede, ütopik olarak, ekonomik eşitlik sağlanması ve ayrımcılığın sonlanması şiddeti azaltacak en köklü değişimlerdir. Diğer yandan şiddet içermeyen dil kullanımının ve davranışların küçük yaştan itibaren çocuğa modellenmesi, öfke yönetimi için işlevsel yöntemlerin erken dönemlerden itibaren çocuğa kazandırılması toplumda şiddeti azaltabilecek uzun vadeli girişimler olacaktır.



Giriş: 25 Kasım 2021 | Güncelleme: 25 Kasım 2021 | Okunma: 419


Kaynak: Sinem Uyanık



QR Kod

Bu karekodu kullanarak haberi telefonunuzda görebilir ve paylaşabilirsiniz.