Süttaşı Mahallesi'nden Bir Kaç Efsane

1630

Memleketimiz aslında araştırıcısını bekleyen bir gizli hazine ama bunun farkında değiliz. Bu gizli hazineyi bulup çıkaracak ve gelecek nesillere aktaracak bir cevval delikanlıyı bekliyor. Mahallemizin ve yöremizin birçok memlekete nasip olmayan okulmuş yazmış bu işi yapacak çok yetişmiş elemanı var. Bu yiğit insanlara bir ufuk açmak babından birkaç efsane yazmaya çalışacağım.

Aslında bir efsaneyi, masalı veya hikâyeyi anlatanı, onunla ilgili bilgileri de yazmak, aynı zamanda onun kullandığı ağzın aynısını yazmak, transkribe etmek gerekir. Bu günlerde birer birer kaybettiğimiz yaşlı çınarlarımızdan dinlediğim ve aklımda kalanları anlatmaya çalışacağım. Bu sebeple benim yazdıklarım ilmi anlamda bir çalışma olmasa da bir kandil olsun dileğiyle birkaç satır karalayayım.

Anlatılana göre, köyümüze adını veren Andon Kalesi'nin Harşit'e bakan kısmındaki yardan her sene taşlar yuvarlanır ve Gavraz Deresine gider. Bunun sebebi, kalenin içinde olan büyük hazineyi bekleyen bir ejderha varmış. Bu ejderha öyle büyükmüş ki her hareket edişinde ufak sarsıntılar olurmuş. Bu sebeple de yarlardaki taşlar yerinden oynar yuvarlanır ve yarlar oluşurmuş. Bu yarın oluşmasının sebebi kalenin derinliklerinde saklı hazineyi bekleyen ejderhanın yerinden hareket etmesiymiş. Hatta bu ejderhanın yüzünden hazinin varlığını bilen bir çok kişi onu araştırmaya cesaret edemiyormuş.

Bir başka efsane ise Deregözü mevkiimizin yukarısı ve Yakayol mevkii'nin aşağısında bulunan Ekiz Alu denilen yerle ilgili.

Efsaneye göre, vaktı zamanda memleketimizde büyük bir sel felaketi olmuş ve Ekiz Alu denilen bu mevkiden büyük bir heyelan oluşmuş. Topraklar kayalar sel suları ile birlikte Hamza Hocagil'in evinin olduğu yere doğru akmaya başlamış. Heyelanın oluşması ve toprağın kayması ile birlikte toprağın altında bulunan büyük dev bir ejderha toprak üstüne çıkmış ve o da aşağı doğru gelmeye başlamış. İnsanlar korku ile kaçışmaya başlamışlar. O devirde köyün evliyalarından olan Ekiz Ali adındaki şahıs açmış elini Allah'a yalvarmaya başlamış. Bu canavardan insanları kurtarmasını istemiş. Allah da bu velinin duasını kabul etmiş. Canavar oracıkta taş kesilmiş. Bu mevkideki bahçelerin içine doğru uzayan o uzun taş aslında taşlaşan bu ejderha imiş. Bu sebeple de buranın adı bu şahsın adından bozma olarak yöresel söyleyişle söylene söylene Ekiz Alu adını almış.

Bir başka efsane ise seferberlik yılları dediğimiz savaş yılları ve yokluğun açlığın ve sefaletin hüküm sürdüğü bu yıllarla ilgili.

Memleketimizde ocak diye tabir ettiğimiz başka memleketlerde yatır denilen türbeler mezarlar vardır. Bu şahısların bir kısmının ismi de bilinmektedir. Anlatılana göre ülkemizin en acı günlerini yaşadığı Rusların Harşıt Çayı'nın karşısına kadar geldiği yıllarda bu şahıslar da askerlerimiz dara düştüğünde kılıçlarını, silahlarını çekerek savaşa katılmışlardır. Bu evliyaların birbirlerine seslenişini duyan birçok insanın olduğu söylenir. Hatta Çukur Köy Mevkiinde bir kadın sabah uyurken evinin önünden bir atlı sesi duyar tam evinin önünden geçerken Kalk kızım namaz geçiyor. diye onu namaza kaldırdığı söylenir.

Yine anlatılana göre bir ot göçü sırasında yolculardan biri dinlenme/düşün sırasında uyuya kalır. Bu sırada diğer insanlar yola devam eder. Kadın olan bu kişi oracıkta daldığı uykusunda atlılar ve askerler görür neşeli heyecanlı bu kişilerle sohbet eder. Onlara kim olduklarını sorar. Bu askerlerden biri biz filen cephede savaşan askerleriz. Şimdi buradaki asker kardeşlerimiz dara düşmüşler onlara yardıma geldik. Şimdi de burada dinleniyoruz. Senin uykun gelmiş şu dizime yat da uyu der. Kadın rüyasında onun dizinde uyumaya başlar. Nice zaman sonra uyanır bir bakar ki gün ağarmaya başlamış. Yolcu kadın o kadar yorgunmuş ki bir geceyi orada geçirmiş farkında olmamış. Uyandığında bir bakmış başını koyduğu diz yerinde bir bacak kemiği var. Meğer Ayşe adındaki bu saf ve temiz kadın o gece bir şehidin dizinin üstünde uyumuş.

Yöremize ait birçok efsane var. Özellikle Yaşmaklı Yolu denilen yayla yolunda yapılan ot göçleri, o yol üzerinde yapılan kavgalar, eğilenceler, kahvehane hikâyeleri. Daha birçoğu.Eskiden özellikle seferberlik yıllarında, yokluğun hüküm sürdüğü yıllarda insanlar değişik yollara başvurarak ihtiyaçlarını ve işini görme yoluna giderlermiş. Bizim memlekette minnet denilen başka yörelerde ise hayalet denilen uydurma hikâyelerden bahsedilir. Bizim memlekette de böyle bir çok olaya yaşanmış ve insanlar gerçekten inanıyorlar.

İşte bu seferberlik günlerinde bir gece iki arkadaş Deregözü'nden Belen'e doğru gidiyorlarmış. Hocagil'in evinin aşağısındaki obuza yakınlarmış. Gecenin bu geç saatinde bir acayip sesle irkilmişler. Eyvah minnet geliyor! diye korkmuşlar. Biri demiş ki Ulan ölümse ölüm, şunu bir görelim, bekleyelim. Şunu bir yakalayalım. Bakalım ne menem bir şeymiş demişler. Biri yolun alt tarafını biri üst tarafına saklanmış ve bilerlindeki ipi de ilmek yapıp birer ucu kendilerinde olmak üzere yola tuzak kurmuşlar. Bu acayip ses gittikçe onlara yaklaşmış. Korkudan titremeye başlamışlar ama yiğitlikten de vazgeçmiyorlarmış. Gele gele beyaz giyimli, yüzü görünmeyen bir adam gelmiş. Tam onların yanlarından geçerken ipi çekmişler. Bu beyaza bürünmüş yaratık kılığındaki adamı yakalamışlar. Bakmışlar ki bu bir insan. Tam sen kimsin neyin nesisin diyecekken adam bir yüzlerine bakmış ve orada korkudan ölmüş. Meğer adam bir başka köyden hırsızlık yapmak için gelmiş, kıyafeti ve sesiyle korku salara, minnet numarası ile hırsızlık yapmaya gidiyormuş ama kendisine pahalıya mal olmuş.

Hepimizin malumu olan bir efsane daha var. Yaşmaklı yolunun adın aldığı efsane. Onu anlatmayacağım ancak bu yolun devamı olan ve Kazıkbeli Pazarı'na yakın bir tepe üzerinde yolun hemen kenarında Naletteme denilen yerde bir taş yığını var. Efsaneye göre yağmurlu ve dumanlı bir günde bir adamla bir kadın burada zina ediyorlarmış. O esnada yıldırım düşmüş ve o halde ölmüşler. Bu sebeple ol yoldan gelip geçen herkes Tü nalet olsun diyerek bu kişileri lanetlemişler ve bir taş atmışlar. Bu taş yığını bu iki kişinin lanetlenmesiyle oluşmuş. Adı da oradan gelmiş.

Bu efsaneleri ve hikayeleri böyle uzatıp gitmek mümkün. İhtiyar çınarlarımız bir bir aramızdan ayrılıyor. Har biri bir bilge olan bu insanlardan çok öğreneceğimiz şeyler var. İmkânı olan arkadaşlarımızın bu bilgileri kaleme alması lazım diye düşünüyorum. Kıymetlerimizi kaybettikten sonra ah vah demenin bir anlamı kalmıyor.

Mehmet TÜRKAN

m.turkan28@hotmail.com

http://m.turkan28.googlepages.com

Kaynak: Eminoğlu Ali TÜRKAN 1924 doğumlu (müteveffa) Okuma yazma biliyor



Kaynak: suttasihaber