DOĞANKENT21,0 °C

Giresunda Bir Türkmen Dervişi Kutbul-Arifin Hasan Dede

Giresun yöresinin bakir konularından biri de, bura da Türkmen dervişlerinin kolonizasyonu sayesinde Türkleşme sürecinin başlamış olmasıdır. Yöre halkının hafızasında bu konuda bilgi yok gibidir. Oysa Giresun özelinde ilk dönem Türk Çepni kafileleri içinde muhaceret eden Türkmen dervişlerin kurduğu zaviye sayısı otuzun üzerindedir. Hasan Dede denilen Türk dervişi de bunlardan biridir. XV. yüzyılın son çeyreğinden itibaren ortaya çıkan bu derviş grupların yürüttüğü yoğun iskan ve istimâlet1 politikası sayesinde yöre tam anlamıyla bir Türk-İslam beldesi haline gelebilmiştir.
Hasan Dede Zaviyesi, XV. yüzyılın son çeyreğinde kurulmuş ve şimdi Giresun şehrinin batı kısmını teşkil eden Teyyaredüzü mahallesi ve çevre köylerde etkili olmuştur. Ondan bahseden belgeler, genellikle vergi ve mahkeme kayıtlarından ibarettir. Mahkeme kayıtlarından, onun neslinin XX. yüzyılın başına kadar devam ettiği anlaşılıyorsa da, bu kişilerin şimdi hangi köyde mahallede ve kimler tarafından temsil edildiği bilgisine henüz ulaşmak mümkün olamamıştır. Buna rağmen eldeki bilgi ve belgeler bile, yörenin yaşadığı sosyo-kültürel gelişime bir ışık tutacak nitelik ve kıymettedir.
1) KONUYA GİRİŞ
Osmanlı tarihinde Sandalbükü mevkii köyü, şimdi Giresun kasabasının batısını teşkil eden Teyyaredüzü mahallesi ile Alınca köyünün bir kısmını kapsamaktadır. Bük, eski dilde akarsu kenarında bulunan çalılık yer anlamında kullanılmaktadır (M. Doğan, 2002: 170). Gerçekten de bu bölge kuzeyden deniz, doğudan Batlama, batıdan da Güre dereleri ile kuşatılmış, bitki örtüsü gür bir yarımadadır. Bu kavram ilk defa 1515 tarihli vergi kayıtlarında, Hasan Dede vakfına tahsisli Ada adlı yerin sınırları zikredilirken karşımıza çıkmaktadır. 1530 tarihinde burası Kepsil nahiyesi kapsamında yıllık 100 akçe geliri olan ve meskün olmayan bir ekinlik (mezra) şeklinde kayıt altına alınmıştır (TTD. 387, 624) Teyyaredüzü mahallesinin güneyinde yer alan ve henüz köy görünümünde olan Alınca Sokak bitişiğinde Hasan Dede’nin mezarı ve onun adıyla anılan kesme taştan bir de çeşmesi mevcuttur. Mezarın bulunduğu alan küçük bir höyük görünümündedir ve üzeri çalılık ile kaplıdır. İçinde başka eski mezarların da bulunduğu bu alanın mülkiyeti Vakıflar a aittir. Hasan Dedenin mezarı, bazısı kurumuş yaşlı ağaçların altında, oldukça bakımsız durumdadır. Yörede buranın Hasan Dede mezarı olduğunu bilenlerin sayısı ise oldukça azdır. Söz konusu şahsın evinin ve zaviye ocağının buraya yakın bir yerde olduğuna dair halk arasında bir bilgiye rastlayamadık. Ancak XIX. Yüzyılın ikinci yarısında yazılmış kadı sicillerinde, Sandalbükünde defin-i hak ıtır-nak olan Hasan Dede Zaviye-i mezkür el-yevm mevcut ve mamür (GŞS, 1410, 97–98) şeklindeki ifadelere bakarak bu konuda bir fikir oluşturmak mümkündür. XVI. yüzyıl vergi kayıtlarında ise zaviyenin Seyyid köyünde tesis edildiği ifade edilmektedir. Feridun Emecan, Hasan Dede zaviyesinin Giresun şehir merkezinde, Kapı mahallesinde olduğunu ileri sürer (F. Emecan, DİA, 14, 82). Nitekim XIX. yüzyılın ikinci yarısına ait şeriyye kayıtlarında da bu bilgi doğrulanmaktadır. 2 Öyle anlaşılmaktadır ki Hasan Dede önceleri Seyyid köyünde zaviye tesis etmiş, ancak kendi vakfı olan Sandalbükü mevkiine defnedilmiştir. Zaviyesi de, daha sonraki bir zaman diliminde taşınmış ve faaliyetlerini hem Giresun kasabası içinde hem de Sandalbükünde yürütmüştür. Zaviyenin buraya taşınmasının nedeni ve zamanı hakkında bir bilgimiz yoktur. Ancak diğerleri gibi bu zaviyenin de gelen geçen yolculara beslenme ve barınma imkânı sunması (ayende ve revendeye itam-ı taam) hususunu dikkate alacak olursak, umumi yolların konumuna göre zaviyeye yeni bir faaliyet alanı yer tespit edilmiş olabileceği ihtimali üzerinde durulabilir. Nitekim belgelerde Sandalbükü diye anılan şimdi Teyyaredüzü mahallesinin iki kilometre batısında Eriklimanı bulunmaktadır. Küçük gemilerin yanaşabileceği doğal bir liman olan bu yerden daha içerilere uzanan umumi yol üzerinde bir Derbent kurulduğu anlaşılmaktadır. Bütün bu bilgilerden Hasan Dedenin, vakfına konu olan Seyyid, Kısırcalu ve Sandalbükü adlı üç köyden birinde meskün olduğu neticesine varabiliriz.
2) TAHRİR DEFTERLERİNDE HASAN DEDE ZAVİYESİ
Giresunun batı yöresi ile ilgili en eski yazılı kaynak 1455 tarihli Defter-i Mufassal Vilayet-i Canik-i Bayramlu Ma a İskefsir ve Milas adını taşıyan vergi defteridir. Baha 2 XIX. yüzyılın ikinci yarısına ait şeriyye mahkemesi kayıtlarında, Seyyid Vakkas Türbesi yakınında bulunan Nakşibendi Halidi Dergahı şeyhliğine Hamid Garip Efendi’nin getirildiği ifade edilmektedir (GŞS. 1445, s. 73). Bahse konu zaviye, muhtemelen Hasan Dede adıyla anılan zaviyedir. İlk tesisi sırasında Nakşibendi olmadığı anlaşılan bu zaviye Sultan II. Mahmutun tekkelere yönelik müdahalesi aşamasında Mevlana Halid-i Bağdadi ekolüne devredilmiş olmalıdır.
eddin Yediyıldız Ünal Üstün tarafından çevirisi yapılmış olan bu defterde Giresunun Batlama Deresi Çaldağı ve Eğribel Karagöl hattının batısında kalan köy ve mezralarına ilişkin bilgiler yer almaktadır. Bahsi geçen bu defterde ve bundan 30 yıl sonra aynı bölge ile ilgili olarak yapılmış olan kayıtlarda, başka zaviyelere ilişkin önemli ayrıntılar verilmesine karşın Hasan Dede ve zaviyesi hakkında herhangi bir kayıt yer almamaktadır. Bu durum, Hasan Dedenin bu tarihten sonra yaşadığı, zaviyenin de vergi sayımının yapıldığı tarihten sonra kurulmuş olabileceği düşüncesini akla getirmektedir. Nitekim Trabzon sancağı ile ilgili olarak yazılmış olan 1515 tarihli tafsilatlı sayımda Vilayet-i Çepniye mer-but, Giresun kurbunda Karye-i Seyyit, Hasan Dede oğulları zevaidinden ve Karye-i Kısırcalu Hasan Dede oğulları yedinde yazılmıştır (TTD. 52, 678) Bu tarihte Hasan Dedenin torunlarından değil de, oğullarından bahsedildiğine göre; Hasan Dede, sayımın yapıldığı zaman dilimine pek de uzak olmayan bir tarihte, 1485 ile 1515 yılları arasında yaşamış ve vefat etmiş olmalıdır (Sümer, 1992: 75). Dolayısıyla zaviyenin kuruluş tarihini de bu otuz yıllık zaman diliminde aramak gerekir.
Hasan Dede Zaviyesinin tarihi gibi, kurulduğu yerin tespiti de problemli bir meseledir. 1515 tarihli vergi kaydında, söz konusu zaviye vakfına ait yerlerin bulunduğu Giresun kasabası yakınlarında iki köyden söz edilmektedir ki, bunlardan biri Seyyid, diğeri ise Kısırcaludur. Seyyid köyü Baltama vadisinin doğu yakasındadır. Kısırcalu da ona yakın bir yerde, Seyyid köyü ile deniz arasındaki alanı kapsayan bölgede olmalıdır. Merhum Faruk Sümer de Kısırcalu’nun yerini tespit edememiştir (Sümer, 1992: 67). Vakfa konu olan yerlerin sınırlarına bakarak bir fikir oluşturmak mümkün olabilir. 1515te vakfın sınırları şöyledir:
Kısırcalu köyünde Meşhed alanı ve Çoban Evreni denilen zemin Hasan Dedenin oğulları tasarrufundadır. Hasan Dedenin mülkünde Musa Çavuşun değirmeni 2 kapı, Hasan Dedenin mülkü, güneyde Saru Yardan Musa Çavuş değirmenine ulaşır. Doğusu Uzgur Deresi’ne, kuzeyde denize ve batıda değirmen argına. Ada adlı zemin güneyde Sandal Bükü, doğuda şehr-i batıl, kuzeyde deniz ve batıda Sazlık. Burası tarla ile Hasan Dedenin oğulları tasarrufundadır. ( TTD, 52, 678)
Bu ifadelere ilaveten 1515 tarihli vergi defterinde, Hasan Dede oğullarının üzerine kaydedilmiş olan yerin sınırları da şöyle zikredilir: Güneyi Saru Yar-Musa Çavuş değirmenine, doğusu ise Uzgur deresine erişir. Kuzeyde denize, batıda da adı geçen değirmen argına ulaşır. Bu mülk içindeki değirmeni ile Kısırcalu köyünde Meşhet alanı ve Çoban Evreni adlı yerler de Hasan Dede’nin oğulları tasarrufu altındadır. (TTD, 52, 678)
Kayıtlara konu olan bu yerler iki bölgeyi bize tarif etmektedir ki bunlardan ilki Batlama deresinin doğu yakasını, ikincisi ise aynı derenin batı yakasının deniz ile buluştuğu deltayı işaret etmektedir. Başka bir ifadeyle Osmanlı yöneticileri tarafından Hasan Dede Zaviyesine Batlama deresinin aşağı havzasında malikane-vakıf statüsünde yerler tahsis edilmiştir. Hasan Dedenin oğulları veya taallukatı da, vakfa konu bu köylerde meskündurlar. Yine Ada adlı yerin sınırları tarif edilirken güneyde Sandalbükü, doğuda Şehr-i batıl, kuzeyde deniz ve batıda Sazlık şeklinde bir tespitte bulunulmaktadır ki, burasını kabaca Batlama-Güredeniz ve Alınca arasındaki bölge olarak tarif edilebiliriz. Şimdi bu bölge tamamıyla meskün Teyyaredüzü mahallesidir.
Bu kayıtlarda Sandalbükü bir mevki adı olarak zikredilmektedir. 1547’de Sandalbükü gayri meskün, hariç köyden ekilen ve Güre köyü yakınında 100 akçe geliri olan bir mezra durumundadır 3. Herhangi bir vakıf kaydına da konu edilmemiştir. Demek oluyor ki bu tarihlere kadar Sandalbükü denilen yer Hasan Dede vakfının sınırını ifade eden noktalardan biridir ve henüz yakın zamanda ziraata açılmıştır. Bu yerin 1642 tarihindeki durumuna geçmeden önce, söz konusu zaviyenin ilk kurulduğu Seyyid köyüne dönelim:
Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Hasan Dede vakfına konu olan yerlerden biri de, merkez ilçeye bağlı Seyyid köyüdür. 1554 tarihine ait vergi kayıtlarında bu köy halkı, üç gruba ayrılmaktadır. Bunlardan birinci grup hiçbir kamu görevi ve ayrıcalığı olmayan çiftçilerdir. İkinci grup Giresun Kalesi ve Giresun şehrinde bulunan Hüdavendigar Camiinde görevli oldukları için vergiden muaf olanlardır 4. Üçüncü grup ise Hasan Dede Zaviyesi’nde görevli yazılmış kişilerdir. Bunlarla ilgili olarak vergi defterinde şöyle denilmiştir:
Zaviye-i Hasan Dede, der karye-i Seyyid, haliya meşihat der tasarruf-u mezkür, ba-berat / Ali veled-i Hüseyin, mücerred/ Mehmet veled-i O, / Hamza veled-i Hasan Dede / Şaban veled-i O / Yusuf veled-i Mümin(), mücerred/ Murat veled-i Seydi, mücerred / Ebu Yusuf veled-i Osman / Şahkulu birader-i O/ Piralik birader-i O / Pir Veli birader-i O, mücerred / Hüsam veled-i Halil, mücerred / Hasan birader-i O, mücerred /Cafer() veled-i Musa, mücerred / Hacı Piri veled-i Ali
Görüldüğü gibi bu kişiler, Sultan beratıyla Hasan Dede Zaviyesi’nde görevli yazılmış kişilerdir. İçlerinden Hamza adlı kişi için veled-i Hasan Dede denilmiştir. Bu kişi 1554 tarihinde yaşadığına göre, Hasan Dedenin on oğlundan muhtemelen en küçük olanıdır. Kaydın altında bahse konu zaviye hizmetlerine tahsis 3 Mezra-i Sandalbükü, hariç ez defter, ber muceb-i defter-i atik. Nezd-i karye-i Güre, hasıl 100 Feridun M. Emecan, a.g.e, s. 230–231 4 Bu konuda geniş bilgi için bkz. M. Fatsa, XV. ve XVI. Yüzyıllarda Giresun Kırsalının Sosyal ve İdari Tarihi, s. 139–141 edilmiş yerlerin sınırları verilmiştir. Bu yerler yukarıda da ifade edildiği gibi Kısırcalu, Seyyid köylerindeki zemin ile bir tarafı Sandalbükü ile belirtilmiş olan Ada adlı yerdir. Ayrıca altı ay icare verilerek 100 akçe gelir temin edilen iki kapılı, iki taşlı Musa Çavuş değirmeni de Hasan Dede Zaviyesine gelir kaydedilmiş¬tir (TTD. 288, 722–723) 1642 yılına geldiğimizde, bu defa Hasan Dede vakfına konu olan Sandalbükü ile ilgili önemli ayrıntılara rastlıyoruz. Burası avarız vergisi ödeyebilecek altı varlıklı ailenin de içinde bulunduğu bir köydür artık. Söz konusu defterde bu köy şöyle kaydedilmiştir:
Karye-i Sandalbükü karye-i mezbür(da) fındık ve pirinç hasıl olur.  Mehmet oğlu Süleyman, an-silahtaran, Ahmet, Mahmut, Gülbin () oğlu Ahmet, Hasan oğlu Mustafa, Sunullah oğlu Mehmet. Karye-i mezburda Fındık çukurundan aşağı deniz kenarına ve bir tarafı Batlama ırmağından sazlıka ve sazlıktan bir tarafı dağa muttasıl, tahminen be her sene altıyüz keyl fındık hasıl olur. Zikrolunan hududa vâki’ olan fındık bağçelerinin umumen merkum Süleymanın zabt eylediği Hasan Dede Zaviyedarı Seyyid Mehmet ve kendü ademlerinden Kaytasın takririyle bu mahalle işaret verildi (F. Emecan, 2005: 347)
Görüldüğü gibi bu tarihte Sandalbükü, eski defterlerde sınırları belirtilmiş olan Hasan Dede Vakfını da kapsayan ve denize kadar ulaşan ayrı bir köydür. Köyün ana geçim kaynağı fındık ve pirinçtir. 1642’de Hasan Dede Zaviyesi’nin şeyhliği¬ne de Seyyid Mehmet Efendi bakmaktadır. Silahtarandan kaydedilmiş olan Mehmet oğlu Süleyman adlı bey, hem bu köyü zapt etmiş hem de ilk kez adıyla karşılaştığımız Alınca köyünün mutasarrıfı kaydedilmiştir.
3) XIX. YÜZYILDA HASAN DEDE ZAVİYESİ
XVII. yüzyılın ikinci çeyreğinden sonra bahse konu zaviyenin daha sonraki durumuyla ilgili olarak elde bulunan en önemli arşiv materyali, Giresun kazasına ait şeriyye kayıtlarıdır. Giresun’un sosyo-ekonomik tarihi ile ilgili önemli bilgiler içeren salnamelerde Seyyid Vakkas, Hacı Abdullah Halife, Şeyh İdris ve Şeyh Kerameddin hakkında kısa da olsa bilgiler verilmesine karşın, Hasan Dede Vakfından veya Zaviyesinden bahsedilmemektedir (TVS. 3, 181–182). Buna karşın Giresun kadı sicillerinde bahse konu zaviyenin durumuna ışık tutan önemli ayrıntılar mevcuttur. 1792 tarihli bir kadı sicilinde evlad-ı vakıfdan Seyyid Mustafa Halife, bilaveled vefat etmiş, boş kalan zaviye şeyhliğine Seyyid Hüseyin Halife getirilmiştir. (Cevdet Evkaf, 3879). 1883 tarihli başka bir şeriyye kaydında kısa da olsa önemli bilgilere yer verilmektedir:
Şeriyye kaydının yapıldığı 1883 yılında Trabzon vilayet, Giresun ise ona bağlı kazalardan biridir. Bugünkü Bulancak ilçesinin önemli bir kısmıyla Batlama deresinin batı yakasındaki köyleri içine alan coğrafya Akköy adıyla Giresun kazasına bağlı bir nahiye ve Sandalbükü ise, bu nahiyenin idari alanı içindeki köylerden birisidir. Sandalbükü köyünde medfun ve kutbü’l-arifîn sanıyla, yüce bir kişilik olarak takdim edilen Hasan Dedenin kurduğu zaviye, bu tarihte mevcuttur ve diğer zaviyelerde olduğu gibi asıl görevi olan ve belgelerde ayendeye ve revendeye hizmet terkibiyle ifade edilen, yolculara beslenme ve barınma hizmeti sunmak durumundadır. Bu tarihte veya ona çok yakın bir zamanda, kendisine berat ile zaviyedarlık görevi tevcih edilmiş olan, bu nedenle de muhtemelen Hasan Dede neslinden gelen Şeyh Hasan Halifenin oğlu Şeyh Ömer ve Şeyh Ömer oğlu Şeyh Mehmet Tahir Efendi vefat etmiş (GŞS. 1407, s.185) 5, geriye büyük oğlu Ömer Cemal ile diğer oğulları Mehmet Cemal ve Mehmet Dursun mirasçı kalmışlardır.
Şeyh Mehmet Tahir Efendi’nin vefatı üzerine, söz konusu zaviyenin mütevellilik ve şeyhlik görevi, başka bir kayıtta ifade edildiğine göre Talipli köyünde meskün oğulları Ömer Cemal ile Mehmet Dursuna, Giresun kazası İdare meclisi üyeleri ve vakıflardan sorumlu kişi olan Hacı Mustafa oğlu Şeyh Bilal Efendi nin müşterek kararıyla verilmiştir. Bu görevin tevcihine şahitlik eden ve onaylayan kimseler ise Sandalbükü köyünün imamı Abdülaziz Efendi ile eşraftan Karaibrahim oğlu Mustafa, Ahmet, Abdullah, Ömer Zühdü, Hamdullah ve Mahmut Ağalar olmuştur. Kadı sicilinin tutulduğu bu tarihten yaklaşık sekiz yıl sonra, Ömer Cemal Efendi nin de vefat ettiği ve küçük oğlu Mehmetin, yaşından kaynaklanan şartların uygun olmaması sebebiyle babasının yerine zaviyedarlık görevine getirilemediği. Akköy hanedanından Emin oğlu Ahmet Ağanın, daha sonra da oğlu Abdullah Efendinin yetkili kurumlar tarafından vekaleten bu göreve atandığı bir başka şeriyye kaydında anlatılmaktadır. (GŞS.1422, s.149–150).
Bu konuyla ilgili 1909 tarihli bir başka kadı siciline göre, Hasan Dedenin neslinden gelen, yani evlad-ı vakıftan olan Mehmet Tahir Efendi oğlu Cemal Halife, 1909 tarihinden önce vefat etmiş, bu yüzden de zaviye şeyhliği ve vakıf mütevelliliği boş kalmıştır. Ölen şeyh efendinin öz oğullarından Mehmet Hulusi, büyük çocuk olsa da, bahsi geçen Hasan Dede Zaviyesinin şeyhliği ve mütevelliliği görevlerini yerine getirmeye, enva-ı fahşiyatla melül olduğu için ehil görülmemiştir. Gire¬sun kazası vakıflarından sorumlu olan Hafız Mehmet Efendi tarafından, şeyhin diğer oğlu Ömer Halifeye bu görev verilmiştir. XIX. yüzyılın son çeyreği ile XX.  5 Başka bir kadı sicilinde, bahse konu Ömer oğlu Şeyh Mehmet Tahir Efendinin 1299 (1882) tarihinde vefat ettiği, Talipliden Ömer Cemal ile Mehmet Dursun adlı şahısların, söz konusu şeyh efendinin oğlu ve mirasçıları olarak zaviye tahsisatından istifade etmek istedikleri belirtilmektedir. (Bkz. GŞS. 1407, s. 185, 1410, s.55, 97–98, 1422, s. 149, 1444, s. 160, 1445, s. 135)
Yüz yılın başlarına ait bu şeriyye kayıtlarından öyle anlaşılmaktadır ki, Hasan Dede Zaviyesi kuruluşunda ve eski yıllardaki kadar olmasa da, mevcudiyetini sürdürmektedir. Nitekim kayıtta geçen Zaviye-i mezkürenin el-yevm mevcut ve mamur olduğunu kaza-i mezkür evkaf muhasebecisi vekili Hafız Mehmet Esat Efendi ibn İbrahim Efendi hazır olduğu halde tasdik ederiz (GŞS.1422, s. 149–150)6 ifadesinden bu durumu anlamak mümkündür.
Hasan Dede Zaviyesinin tarih içinde yürüttüğü hizmet alanı genişleyince başka köylerden de vakıflar tahsis edildiği anlaşılmaktadır. Nitekim XIX. asrın ikinci yarısına ait mahkeme kayıtları, şimdi Giresun merkez ilçeye bağlı köylerden olan Boztekke köyünde, Hasan Dede Zaviyesine temlik edilmiş yerlerin varlığından bize haber vermektedir (GŞS. 1409: s.71) 7. Bir nüshası elimizde bulunan ve 1464/37 nolu fermana müsteniden 1933 yılında yazılmış istinsah bir belgede Akköy nahiyesi eşrafından Karaibrahim oğlu Hüseyin Ağa kızı Ematullah Hatun (h.1318) 1900 tarihinde, kendisine ait olan bir fındık bahçesini, Sultan Selim Camii ile Talipli köyü camiinin giderleri için vakfetmiştir. Boztekke köyündeki bu yerin daha önce mülkiyetinin Hasan Dede Zaviyesi vakfına ait olduğu ifade edilmektedir 8. Bundan başka çok sayıda tarla ve bahçe Hasan Dede Vakfına kayıtlı iken XIX. yüzyılın ikinci yarısında Giresun kasabasına yakın köylerde meskün ahalinin tasarrufuna terk edilmiştir (BOA. EV. d. 20903; 21753).
4) SONUÇ
Sonuç olarak, tarihi belgelerin gösterdiği adreslere bakılacak olursa Hasan Dede, XV. asrın sonlarıyla, XVI. asrın başlarında Giresun yöresine gelmiş ve kasaba çevresinde İslami kolonizasyona önemli katkı sağlamış bir Türkmen dervişidir. İlk olarak zaviye Seyid köyünde tesis edilmiş, sonra Giresun kasabasının batısında Sandalbükü mevkiinde şubesi açılmıştır. XIX. yüzyılda veya ona yakın bir zamanda Giresun şehir içinde Kapı mahallesinde onun adıyla bir zaviye daha tesis edilmiştir. Onun gibi doğudan batıya bir hilal biçiminde kuşatma yaparak kentin kimliğini dönüştüren gazi ruhlu başka derviş gruplarının varlığından da 6) Şahitler ve tasdik ediciler, Karaibrahim-zadelerden Abdullah Efendi, Nafiz Ağa, İbrahim Ağa ve Giresun Evkaf Muhasebecisi Mehmet. (bkz. GŞS, No.1422, s.149–150, 1444, s.160;1433, s.84–85) 7) Boztekke’den Kara Halil oğlu Ali bin Yusuf, bu köydeki Hasan Dede vakfından bir parça fındık bahçesini ve tarlayı tasarruf ederken, aynı köyden Katırcı oğlu Durmuş Efendiye bu hakkını satmıştır.(Bkz. GŞS. 1409: s. 71). 8 Söz konusu vakfın sınırları, Bir tarafı Zurnacı oğlu bahçesi, bir tarafı Tonguzoğlu bahçesi, bir tarafı mandıra ve bir tarafı tarla ve hendek şeklinde tespit edildikten sonra, vakıf gelirinin nerelerde kullanılacağı sıralanmaktadır. Buna göre; a) Sultan Selim camiine yedi adet şamdan için 35 kuruş b)Talipli köyü camiine iki adet mum için 20 kuruş  c) Aynı camide her yıl mevlit gideri için 100, hatim için 50, teravih imamlığı için 100, çeşme tamiri için 100, mütevelli için 150 kuruş ayrılmıştır. Artan paranın Burunucu İlkokulu için harcanması istenmiştir (Bkz. VGM, Defter No 155, sy.170, sıra. 1356). Bahsedebilir 9, ama Hasan Dedenin önemi, kadim zamandan beri gayrimüslim kimliğine sahip olan kasabanın İslamlaşma sürecine doğrudan katkı sağlayan ilk Türkmen ereni olmasından gelir. Hasan Dede Zaviyesi’nin mensubiyeti hakkında kesin yargı oluşturabilecek doyurucu bilgi ve belgelere henüz sahip değiliz. Ancak eldeki mevcut verilere bakarak bir tahmin yürütmek mümkün olabilir. İlk etapta onun ve kurduğu zaviyenin Sünni öğretiye hizmet ettiği ihtimali üzerinde durulabilir. Nitekim Şii Safavi tehdidi karşısında kararlı tutumu ve Sünnîleştirme politikalarıyla tanıdığımız Yavuz Sultan Selimin Giresun yöresini de kapsayan Trabzon vilayetini yönettiği bir dönemde, Hasan Dede Zaviyesinin Giresun kasabasının yakınına konuşlandırılması ve vakıflar tahsis edilerek desteklenmesi bu noktada bir anlam taşıyabilir. Ayrıca Hasan Dede Vakfına konu olan Kısırcalu köyünde Nasrullah adlı bir kişinin imamlık yapıyor olmasını vergi kayıtlarının haber vermesi de kayda değer bir husustur. Yine zaviyenin ilk kurulduğu Seyyid köyünde Hanefî fıkhının okutulduğu ve 1515 yılı itibariyle müderrisliğini Mevlana Muhyiddin Fakihin yaptığı önemli bir de medrese mevcuttur. Söz konusu medrese • yüzyılın sonuna kadar faaliyetini sürdürmüştür (MVKRD-II, s.751)10. Ayrıca • yüzyılın ikinci yarısında yazılmış şer’iyye sicillerinde Sandalbükü köyünde bir caminin varlığından haber verilmektedir11. Osmanlı arşivinde yer alan kayıtlarda Giresunda Hasan Dede Camii Vakfına atıf yapılmaktadır (BOA, Ev. d, Dosya 1, 28461). Bütün bu verilere bakarak söz konusu zaviyenin Sünnî öğretiye bağlı olduğu sonucuna ulaşmak mümkün Olabilir.
Ancak konuyla ilgili başka önemli verileri de dikkate almamız, bizi daha farklı bir neticeyle karşı karşıya getirmektedir. Bu noktada söz konusu zaviyenin Hacı Bektaş-ı Veli ekolüne bağlılığı ile ilgili, daha güçlü gözüken ikinci ihtimali de değerlendirmek icap etmektedir. Öncelikle vergi ve mahkeme kayıtlarında zaviye görevlisi olanlar arasında, Bektaşi gelenekte özel anlama sahip dede, şah-kulu ve pir imlasıyla çok sayıda lakaba yer verilmiş olması dikkat çeken bir ayrıntıdır. Ayrıca yukarıda zikrettiğimiz Ehl-i Beyt kültürünü ifade eden Ali, Hasan ve Hüseyin gibi isimlerin seçilmiş olması da bu konuda bir fikir vermektedir. Yine 1530 tarihli muhasebe defterinde Giresun kalesinden bahsedilirken Cemaat-i 9) Doğuda Sarvan köyünde Derviş Hamza, güneyde Tekke köyünde Yakup Halife, Kayadibi köyünde Derviş Seyyidi, batıda Seyyid köyünde Hasan Dede, Boztekke köyünde Şeyh Kerameddin zaviyeleri Giresun kentini tam anlamıyla kuşatmış gözükmektedir. (Bu konuda geniş bilgi için Giresun’da Osmanlı Vakıfları adlı çalışmamıza bakılabilir)
10 Kayıtlarda Tevfikiye Medresesi imlasıyla anılmaktadır (Bkz. TVBM, GF, s.6/57). 11 1883 tarihli sicilde köy imamı Abdülaziz Efendidir (Bkz. GŞS. 1407, s. 158). müselleman, kala-i Giresun, hane 31/ Derviş Ahmet Bektaşiye avarız teklif olunmaya 12 denilmektedir. Açıkça anlaşılmaktadır ki Giresun kasabası içinde meskün 31 Müslüman hane içinde, avarız vergisinden muaf tutulmuş bir Türkmen dervişi vardır ki, mensubiyeti de Bektaşi nispetiyle ifade edilmiştir. Bu dervişin Hasan Dede ile organik veya manevi irtibatını ortaya koyacak bir belgeye sahip değiliz. Ancak Giresun yöresinde çok sayıda rastlanılan bir durum olmasa da, bu örnek bize Bektaşiliğin etkinliğini işaret etmektedir. Öte yandan Başbakanlık Osmanlı Arşivi Cevdet tasnifi içinde kayıtlı 1792 (h. 1207) tarihli bir belge, konunun aydınlatılması babında önemli ipuçları sunmaktadır. Söz konusu belgede, Seyyid Mustafa Halifenin vefatı üzerine, vakıf mütevellisi olarak Seyyid Hüseyin Halifenin göreve getirildiği belirtilirken, giriş bölümünde yer alan Cedd-i azizim sultan ve bürhanül-vasilin El-Hac Bektaş Veli kuddise sırruh hazretlerinin tarikat-ı aliyesine meşrüt zevayalardan olup Giresunda vaki eizze-i kiramdan Hasan Dede kuddise sırruhul-aziz zaviyesi vakfı...(Cevdet Evkaf. 3879) tarzında devam edip giden ifadelere yer verilmiştir. Zaviyedar görevlendirmesi ile ilgili bu yazının sonunda imza sahibi kişi kendisini hadimül-fukara Şeyh Abdüllatif, evlad-ı Hacı Bektaş-ı Veli. Şeklinde tanımlamaktadır. İşte bu iki ayrı veri grubu, konu üzerinde çelişkili bir manzara yaratmaktadır. Konunun aydınlatılması için daha fazla belgeye ihtiyaç duyulmaktadır. Mevcut belgelerin bizde uyandırdığı kanaati ihtiyatla ifade etme icap ederse, devrin şartlarında bugünkü değer yargılarından çok farklı özellikler taşıyan ve daha çok da siyasî mahiyet arz eden Sünni-Şii ayrışması içinde, Hasan Dede zaviyesine yer aramak nafile bir çaba olabilir. Bektaşi ekolüne bağlı olsalar bile, dini/kültürel bakımdan heteredoks anlayışın daha yaygın olduğu, mezhebi ayrışmanın kalın çizgilerinin bulunmadığı düşüncesi akla daha yatkın gelmektedir. Şu kadar var ki, Sünni anlayışa bağlı olan Osmanlı idaresi tarafından bu tür dergahlar revize edilmiş. Özellikle Mevlana Halid-i Bağdadiden beslenen şeyh efendiler, Bektaşi tekkelerinde görevlendirilmiştir. (İ. Gündüz, 1984: 143–144, Coşan, 1985: XXIX)13. Netice olarak şu hususu da ilave edip konumuzu noktalamak isterim. Hangi mezhebe bağlı olursa olsun, bizim tarihi değerlerimizden olan bu gibi şahsiyetlerden kalan her türlü kültürel varlığa saygı duyma ile kutsama arasındaki farkı halkımıza anlatmak gerektiği düşüncesindeyim. Bunu yapmak yerine, türbelerin 12 BOA, TTD. 387, s. 760 13 Sultan II. Mahmut, Eylül 1826 tarihli bir fermanla Bektaşi tekkelerini kapatmış, bir kısmını cami, bir kısmını da medreseye tahvil etmiştir. Önemli bir kısmını da Nakşî Halidi dergahlarına dönüştürmüştür. (bkz. İ. Gündüz: 143–144) ve mezarlıkların batıl, hurafe mekanlar olarak görülmesi ve buralara yakın olmanın günah sayılması doğru değildir. Karadeniz yöresinin manevi mimarlarından Hasan Dede ve onun gibi manevi değeri yüksek olan şahsiyetlerin unutulmasına ve giderek onlardan kalan eserlerin yok olma tehlikesi yaşamasına fırsat verilmemelidir. Ayrıca geçmişimizin tapusu, mihenk taşları olan bu gibi şahsiyetlerin anılmasının çağdaşlaşma anlayışına uygun görülmemesi de mili hafızamızın giderek kaybına neden olmaktadır. Biz bu mütevazı çalışma ile yanlış bulduğumuz sürecin olumlu çizgiye çekilmesine katkı sağlamaya çalıştık.
BİBLİYOGRAFYA:
Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Tapu Tahrir Defteri, No: 52, sayfa. 678 Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Tapu Tahrir Defteri, No: 387, sayfa Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Tapu Tahrir Defteri, No: 288, sayfa. 722–723 Başbakanlık Osmanlı Arşivi, Cevdet Evkaf, No: 3879, sayfa. 760 Başbakanlık Osmanlı Arşivi, EV. d, No: 20903 Başbakanlık Osmanlı Arşivi, EV. d, No: 21753 Giresun Şeriyye Sicilleri, Defter No:1407, sayfa.158 Giresun Şer’yye Siciller, Defter NO: 1409, sayfa. 71 Giresun Şeriyye Sicilleri, Defter No: 1410, sayfa. 97–98 Giresun Şeriyye Sicilleri, Defter No: 1422, sayfa.185 Giresun Şeriyye Sicilleri, Defter No: 1444, sayfa. 160 Giresun Şeriyye Sicilleri, Defter No: 1445, sayfa. 135 Giresun Şeriyye Sicilleri, Defter No: 1433, sayfa. 84–85 Vakıflar Genel Müdürlüğü, Defter No: 155, Sayfa.170, sıra. 1356 Trabzon Vakıflar Bölge Müdürlüğü, Giresun Fihristi, Sayfa. 6, sıra No: 57 Trabzon Vilayet Salnamesi, C. 3, sayfa. 181–182 Muhasebe-i Vilayet-i Karaman ve Rum Defteri-II (937/1530), Başbakanlık Osmanlı Arşivi Yayınları, Ankara 1997 Sümer, Faruk, Tirebolu Tarihi, Tirebolu Kültür ve Yardımlaşma Derneği, İstanbul 1992 Doğan, D Mehmet, Büyük Türkçe Sözlük, Dergah Yayınları, 1988 Coşan, Esad, Hacı Bektaş-ı Veli Makalat, Seha Neşriyat, İstanbul 1985 Emecan, Feridun,Doğu Karadeniz’de İki Kıyı Kasabasının Tarihi Bulancak-Piraziz, Kitabevi, İstanbul, 2005 Emecan, Feridun, Giresun, Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c.14, İstanbul. Fatsa, Mehmet, XV. ve XVI. Yüzyılda Giresun Kırsalının İdari ve Sosyal Tarihi, Giresun Belediyesi Yayınları, Ankara 2005 Gündüz, İrfan, Osmanlılarda Devlet-Tekke Münasebetleri, Seha Neşriyat, İstanbul 1984
Türk Kültürü ve Hacıbektaş Araştırma merkezi.
Hazırlayan: Mehmet FATSA


Bu yazı toplam 511 defa okundu