DOĞANKENT25,4 °C

Önce Davranış Biçimi Bırakın Erken Seçimi

Osman Ünal / Köşe Yazarı
Yazı Boyutu:
Metni küçült
Metni büyüt


Ortalık toz duman, göz gözü görmüyor. Burası Türkiye, normaldir dedirtecek enteresan gelişmelere şahit oluyoruz. İzlemek zorunda kaldığımız garip olaylar zihnimizi “bunlara mı emanetiz” sorusuna yönlendiriyor. Anayasa ve hukuk kuralları çerçevesinde işlerlik kazanan kurumların keyfi uygulama pişkinliği amir-memur standardını zedelemeyi ısrarla sürdürüyor. Öte yandan “Yüce Meclis” çatısı altında vuku bulan ve asla yakışık almayan “vekiller kavgası” münasebetsizliği halk cephesinde infiale yol açan utanç görüntüleriydi. Bu manzara sandık teveccühü göstererek kendini yönetenlere ve yönetmeye talip olanlara yetki veren toplumu istisnasız hiçe saymak, yok kabul etmektir. Egemenlik ruhunun tecelli ettiği olağanüstü bir ortamı (TBMM) milletvekili rozetini çiğneyerek dövüş arenasına çevirenlerin bu kabul edilemez tutumlarını anlamakta zorlanıyoruz. Böyle rezil bir davranışı sergilemek yerine meclis kürsüsünü en doğal hakları olduğu halde iletişim aracı olarak kullanamayan beceriksizlerin ülkemize, milletimize vereceği hiç bir şey olamaz. Vekil profiliyle birbirlerini dinleme, anlama tahammülü gösteremeyen, nerede ve ne olduklarının farkında olamayan dokunulmazlık zırhı giymiş bu insanlar Türkiye’ye sadece zaman kaybettirir.

Millete hizmet için el ele, omuz omuza vermesi gereken vekillerin yumruk şova imza atmaları, halk gündemine ne kadar uzak olduklarını gösteriyor. Tutanaklara kara leke olarak geçen bu utanç tablosunun kahramanlarına milletvekili olma yolunu açan genel merkez mekanizmasını meselenin başlangıç noktası kabul ediyoruz. Parti Genel Başkanlarının aday belirleme sürecinde kişi kayırma, ihtiras geçme, torpil beklentisini karşılama, hizmet yapabilirliliği önemsememe eğiliminde olmaları tasvip etmediğimiz bu vahim manzaralara temel oluşturdu şeklinde düşünüyoruz. Kaldı ki aday tespitinde sergilenen sağlam duruş, kabiliyetli, bilgi ve kültürlü, toplum odaklı insanlara milletvekili olma şansını vereceğinden “Yüce Meclis” yasama döneminde böyle üzücü olaylara maruz kalmaz. Dolayısıyla kendini milletine, devletine adayan vekiller gerekçe ve olursa olsun birbirlerine tokat atma, çirkin söz söyleme gafletine düşmezler.

Türk siyasi hayatında genel başkan cuntası bütün şiddetiyle devam ediyor. Koltuğa oturan kalkmayı aklından bile geçirmiyor. Seçim yenilgileri bilinçaltı normal bir durummuş gibi algılandığından istifa edilerek kan değişikliği düşünülmüyor. Yenilen pehlivan güreşe doymaz misali ardı ardına gelen seçim fiyaskoları başkanları yerinden kıpırdatmaya yetmiyor. İktidar olma hedefi olmayan partilerin yenilgi psikolojisini hissetme dertleri olmuyor, maalesef. Yenilgi psikolojisini iktidara götürecek projeler geliştirerek bertaraf edemezsen muhalefet olmaktan kurtulmazsın. Koltuğu kaybetmeme sevdası, yapılan her icraatı kalın gözlükle görme zaafını doğurur. İnce gözlük kullananların kalın gözlüğe merak sarmaları doğru yola ulaşıp milletle buluşmalarını engeller. Belirsiz, düzensiz, plansız bir yürüyüşü toplum nezdinde işten sayan zihniyet, her seçim döneminde seçim sandıklarına gömülür. Milletimize mal olmuş sembollere sarılarak ama diğer taraftan hiçbir şey yapmayarak iktidar olunmaz. Düşünce gelişimini tamamlayıp kendini parti arenasına atanlar, beni koltuğumdan eder kaygısıyla parti envanterinden siliniyorsa o bünyede “demokrasi” meyvesi olgunlaşmış diyemeyiz. 

Genel başkanlık koltuğuna tapulu mal muamelesi yapılıyor. Her seçim döneminde sandık şamarı yemek kader olup çıkmışsa makam işgaline son vermenin gereği mutlak suretle yerine getirilmelidir. Yenilgiye doymayan siyasi partilerin “stratejimiz yapılacak ilk seçimde iktidar olmaktır” sloganı kuru ve boş bir laf olmaktan öteye gitmez. Ülkeyi idare etmeye yönelik ciddi projeler üretmek yerine yalnızca muhalefet tekniğini geliştirmeyi tercih eden liderlerin, dar çerçeveye hapsettikleri siyaset anlayışını Türkiye geçeği ile buluşturmaları gerekiyor. Muhalefet etmek parti olarak yapabileceğimiz en iyi icraattır, izlenimi vermek siyaset literatüründe hoş bir durum olmasa gerek. Birlik, beraberlik ve dayanışmanın en anlamlı ve kudretlisinin söz konusu olduğu “Yüce Meclis” istişarelerini, partiler arası fikir örtüşmelerini bir metre ile sınırlı tutmak “daha fazla yaklaşamazsınız” diye bağırmak lider biyografisiyle bağdaşmaz. İktidar mührünü elinde bulunduran ve ülkeyi yönetmekle mükellef olan bir parti başkanı yani “başbakan” ise muhalefet mantığı ile söylenen her söze karşılık vermez. Zira ülkemizdeki mevcut muhalefet anlayışı, yapılan eleştirileri ciddiye almama sonucunu doğuruyor. Dolayısıyla bu noktada ortamı gerginleştirecek söz düellosundan kaçınmak lazım. Halk onca dert ve sıkıntıyla boğuşurken çözüm bulmakla yükümlü olanlar ve çözüm bulmaya katlı sağlaması gerekenler idareciliği biraz daha ciddiye almak mecburiyetindeler.

İçinde bulunduğumuz siyasi atmosfer yazmaya çalıştığımız politikalar bağlamında nefes alıp vermemizi gerektiriyor. Hal böyle olunca, gereksiz ve niteliksiz argümanlar parti yetkililerini normalleştirmedikçe yapılacak yeni bir seçimin kayda değer değişiklikler getireceğini sanmıyoruz. Erken seçim söylentilerinin sıkça konuşulduğu şu günlerde partilerin bunu yapmak yerine öncelikle kendilerine, politikalarına çeki düzen vermelerini öneriyoruz. Ülkemizi sahip olduğu özel konum itibariyle siyasi ve ekonomik anlamda dünya devletleriyle yarışır hale getirmek her şeye muhalefet etmekle, karaya ak demekle olmaz. Türkiye’nin ufkunu daha da açacak güncel projeler geliştirmedikçe inandırıcı olamazsınız. Lakin peynir ekmek gemisi lafla yürümüyor. Farz edelim ki ülke seçime gidiyor. Zavallı seçmeni nelerin beklediğini tahmin etmek kesinlikle zor değil. Aşina olduğumuz o bildik görüntüler son model haliyle donatır meydanları. Ve başlar “İnce İnce Yasemince” kıvamındaki Ali Dayı ile Ahmet Amca’nın çizgi film hikâyeleri.

Senaryosu çoğunlukla yalan üzerine kurulu hayali bir filme izleyici çekmek için neler yapılmaz ki. Üste para vermekten tutunda çorap, ayakkabı, pirinç, un, şeker ikramları oy avcılığının en etkili ve golle sonuçlanan atağıdır. Söylemler boş vaatlerle şişirilmiş, süslü, kokulu, rengârenk konuşmaları içerir. Sizi temin ederim ki meydanların efendisi ne başbakan, ne parti başkanları ne de vekil adaylarıdır. Bu süreçte efendi sadece halktır. Oy kullanma hakkı olan herkes kraldır adeta. El üstünde tutulur. Karnın aç mı diye sorulur. Hastaysan doktor çağıralım. Hatta ameliyatını yaptıralım. İşin gücün var mı, çalışıyor musun? Oğluna, kızına, yeğenine, torununa iş verelim denilir. Asgari ücretli, yetim emekli, cebi delikli ziyaretçi akınına uğrar. Dert ve sıkıntısı olanı lacivert elbiseliler sarar. Görevlendirilen satılmışlar ayağı çıplak arar. Şaşkın ördeğe dönen, cepleri ilk defa dolan, elbise ayakkabıyı kapan zavallı halkım kendini rüyada sanar. Kıyıda köşede, derede çayda, çadırda handa binbir dertle boğuşan Türk seçmeninin birkaç günlük padişahlığı söyleyin, neye YARAR.

Yarın seçim olsa hiçbir seçmen değerli okurlarla paylaştığım makalemiz için Hayır! Yalan söylüyorsun! Yazdıklarına inanmam! Cümlelerini kabullenmem! diyemez. Bundan dolayı affınıza sığınarak “Önce Davranış Biçimi, Bırakın Erken Seçimi” demek zorunda kalıyoruz. İnsanların duygularıyla oynanmayan, dereyi geçene kadar eşeği “dayı” yapmayan, bir oy uğruna kişiliğini rezil etmeyen, yalan ve dolanları ön plana çıkartıp iki yüzlülük sunmayan, vekil adaylarını kartallar gibi yüksekden uçurmayan, milletin ödediği vergi demek olan parti ödeneklerini reklam bayrak parası yaptırmayan, siyasi liderleri kin kusan değil plan ve projeleriyle etkin kılan “erken” ya da “geç” güzel bir seçim dönemi diliyorum. Sağlıcakla, mutlu ve huzurlu kalın. Görüşmek üzere…



Okunma: 447
YAZARLAR
YÖREMİZ HABER