DOĞANKENT25,4 °C

OLMUYOR

Osman Ünal / Köşe Yazarı
Yazı Boyutu:
Metni küçült
Metni büyüt
Yeni yılla birlikte son zam furyasına da merhaba dedik. Tekel ürünlerindeki fiyat artışı için parası olan içsin şeklinde düşünebiliriz. Ancak su, elektrik gibi halkın temel ihtiyaçlarını oluşturan ana kalemlere piyasa koşullarının gereği diyerek yapılan fahiş zamları iyi niyet ölçüsünde görmüyoruz. Yaşamı idame etmeye çalıştığımız ekonomik çıkmaz sokak, sadece nefes alıp vermemize imkan tanıyor. Ne acı bir gerçek ki önü tıkalı, fırtınası eksik olmayan, hafif yağan yağmurda bile sele, çamura teslim olmaktan kurtulamayan acı hayat sokağında soluklanabilmeyi yaşamak kabul ediyoruz. Daha doğrusu kabul etmek zorunda bırakılıyoruz. Gün ışığı görmeyen, güneş vurmayan ömür bahçemiz her hasat döneminde olduğu gibi yine meyve ve sebzesiz. Bülbülümüz ötmedikten sonra gül ağacımız olsun varsın. Neye yarar.
Geçim derdinin çetin bir mücadele şeklini aldığı asfaltsız halk sokağımız, akıl almaz biçimde sağdan soldan daraltılıyor. Silik ve soluk bir yaşam tarzına mahkûm edilmemizi ateşleyen düşünce sürekli canlı tutulmak isteniliyor. Yapılan son zamlarla birlikte vatandaşın nefes alıp vermesine göz dikilmiş dersek, abartmış sayılmayız. Yediden yetmişe herkesin şu konuda mutabık olduğuna inanıyoruz. Dar gelirliyi yaptıkları zamlarla yaşam bataklığına gömenler hiçbir şekilde ekonomik sıkıntı çekmeyen kişiler. Sorumluluk örneği vermesi gereken devlet adamlarının sorumsuzca kararları ülkemizdeki fakir, çaresiz, aç kesimi inim inim inletiyor. Zammı verenlerle zamma maruz kalanların hayat standartları şöyle bir irdelenip yan yana konulduğunda aradaki korkunç fark çok daha rahat gözlemlenir.
Gerçek anlamda aç insan profili okumayıp ömründe maddi imkansızlığı tatmayanlar başbakan, bakan, vekil de olsalar geçim sıkıntısı yüzünden yolunu kaybedenlerin halini anlamaz. Normal yaşam standardının çok altında kalan ve geniş bir çalışan kesimi içine alan asgari ücretin artırılması çalışmalarında, işçi-memur-emekli maaşının düzenlenme sürecinde bir kuruşluk zamma kerhen evet diyen bakanların çay kaşığı ile verdiklerini kepçeyle almaya kalkmalarını bu aziz milletle dalga geçmek olarak yorumluyoruz. Üç beş liralık zammı tabiri caizse savaşa savaşa vereceksin sonra verdiğinin kat kat fazlasını isteyeceksin. Bunun insafla, hak ve adaletle bağdaşır yanı olamaz. Dalga geçme tabiri çok masumane bir yaklaşım. Bu tutum, bu politika milleti keriz yerine koymaktır.
İhtişamlı odalarda, meşe kaplama masalarda, tok mideyle, dolu ceplerle zam kararı vermek maharet değil. Dokunulmazlık zırhının korumaya aldığı, maddi ve manevi her türlü olanağının ayaklarına serildiği, lacivert takım ve beyaz gömlekli bakanları, vekilleri, onların aldığı acımasız kararları teraziye koymadan onaylayanları birkaç ay asgari ücretle geçinmeye davet ediyoruz. Hodri meydan. Buyursunlar, gelsinler. Bu ülkede geçim arenası testine çıkma cesareti gösterecek siyasetçi olduğuna ihtimal vermiyorum. Zira hiçbir siyasetçi deşifre olmak istemez. İki üç kuruşluk zammı zorla verenlerin kıyak emeklilik denilen rüya limanına demir atma girişimleri hafızalardaki tazeliğini koruyor.
Maaşıyla geçinmek zorunda olan kesimin gelir düzeyini normalleştirmeden zam mekanizmasını çalıştırmak onları sistemin dişlilerinde ezme anlamı taşır. Hiç bir aklıselim düşünce, 1 verip karşılığında 5 isteme talebini haklı göstermez. Çağın gerektirdiği yaşam standardını hakim kılmadan milleti piyasa koşullarına teslim ederek zam yağmurunda ıslatmak üstlenilen sorumluluğu layıkıyla gerine getirememek olur. Alım gücü olmayan halka göz göre göre yeni yük yüklenmez. Ne veriyoruz, hangi imkanı sağlıyoruz, alabilecekler mi sorularını sormadan, al sana zam demek, vebal üstlenmektir. Ülkeyi idare edenlerin, zam kararını verenlerin halkın gelir-gider dengesini bilmeleri gerekir. Ben zammı mı yaptım, gerisi beni ilgilendirmez demek devlet ciddiyetiyle bağdaşmaz.
Fotoğrafın Giresun açısından görüntüsü çok daha vahimdir. Fındık mahsulü yıllardan beri değerinin çok altında hemen hemen aynı fiyatlara satılıyor. Zamlardan önce Giresun yöresinde yapılması gereken öncelikli iş, bu değerli ürünü hak ettiği piyasa koşullarına kavuşturmaktır. Çok basit bir mantıkla üretici elindeki ürününü değeriyle satıp, alın terinin karşılığını cebine indirecek. Sonra gidip devlet babanın zamlı pirincini, ekmeğini, şekerini, çayını, tüpünü, gübresini rahat rahat, ezilip büzülmeden gönlü hoş bir şekilde alıp evine dönecek. Görüşmek üzere…

Okunma: 425
YAZARLAR
YÖREMİZ HABER