DOĞANKENT25,4 °C

Geri Kalmışlığın Belgesi

Osman Ünal / Köşe Yazarı
Yazı Boyutu:
Metni küçült
Metni büyüt

Giresun İli  ve ilçeleri ile alakalı sorunları dile getirme amacı, beni bu kez seneler öncesine alıp götürüyor, dostlar. Maksat nostalji yapmak değil. İlk ve ortaokul yıllarının silinmeyen hatıraları, bizleri çok farklı duygularla yüzleştiriyor. Temel öğrenimini köy okullarında yapan biri olarak, gelinen son noktanın insanı kahreden halini paylaşmak istiyorum sizlerle.
Giresun olarak Türkiye genelinde ekonomik istikrarı yakalayamayan nadir bölgelerden biriyiz. Sanayimiz yok denecek kadar az. Özel teşebbüsler, yatırım noktasında yöremize sıcak bakmıyor. İşadamlarımız başta İstanbul olmak üzere metropol şehirlere bağlamışlar kendilerini, kopamıyorlar. Bırakın kopmayı Giresunluyuz derken bile, içtenlikleriyle, samimiyetleriyle inanın barışık değiller. Nüfus cüzdanlarında doğum yeri Giresun yazmasa biz aslen Giresunluyuz demez, bunlar. Yılın on bir ayı kendilerini kamofile edip saklanırlar, yaz aylarında çıkarlar ortaya şölen ve şenliklere sponsor olmak için. Lakin işadamı sorumluluğunu bundan ibaret görüp, Giresunluluğu bu basit ve reklam kokan düşünce fakirliliğinden ibaret görürler. Karşımızda bir Kayseri, Konya, Antalya gibi canlı örnekler mevcut. Terazinin bir gözüne bu illerden birini, diğer gözüne ise Giresun u koyduğumuzda konunun özünü çok daha net kavramış oluruz. Sonuç itibariyle niçin bu halde olduğumuz, geri kalmışlığımız, fakirliğimiz, göç vermede Sivas la başa baş yarışıyor olmamız sebepsiz değil. Nihayetinde sahipsizliğimize bir de işadamlarımızın memleketlerine olan ilgisizliği eklenince, manzara içinde bulunduğumuz görüntülerden farklı olmuyor, maalesef. İmkanlarını zorlayıp bazı riskleri de göze alarak memleketine yatırım yapan Giresun sevdalılarını konunun dışında tuttuğumu belirtmek isterim.
Doğal koşulların, coğrafi yapı ve iklim özelliklerinin elverişli olması gelişim sürecinin ilk ve ana koşulları kuşkusuz. İlimiz genel olarak bu uygun şartları bünyesinde bulundurmasına rağmen bir türlü gelişip büyüme hamlesi yapamıyor. Sanayi koşusu yaparak gelişme sürecini başlatmak için her şeyden önce düşünce ve fikir projelerini üretmek gerekir. Bu bağlamda, görev kesinlikle işadamlarımıza düşüyor. Ama onlar nedense, memleketlerini ayağa kaldıracak, hemşerilerine iş istihdamı sağlayacak, ekonomik istikrarsızlığı ortadan kaldıracak yatırımları Giresun da hayata geçirmeyi düşünmüyorlar. Giresunluluk hiçe sayılıyor şeklinde bir yargıya varmamız, abartı olarak görülmesin. Şu konuda hepimiz hemfikiriz sanırım: Memleket sevgisi, yatırım yapacak gücü ve kudreti olan işadamlarımızı bu noktaya getirmeye yetmiyorsa, bir anlam ifade etmez, değerli okuyucular. Giresunluluğu nüfus cüzdanına sıkıştırmakla Giresunlu olunmaz. Bazı riskler göze alınmalı ve memleket sanayi kuruluşlarıyla buluşturulmalı. İşadamlarımız bu anlamda siz ne güne duruyorsunuz deme lüksüne sahip değiller. Benim güzel ilimde, sanayi bacaları tütmüyorsa, halk sefil ve perişansa, gözler üretim yapacak fabrika ve işletmeler arıyorsa, köyler birer birer boşalıp okullara kilit vurulmuşsa, zavallı fındıkçım mahsulümü hangi tüccara versem bir iki kuruş daha fazla alırımın hesabını yapıyorsa, işadamlarımız bu hazin manzaradan kendilerini hiçbir şekilde soyutlayamazlar. Mal ve mülk de benim para da. Sana ne oluyor denilebilir elbette. Ben de o zaman sizi bir haftalığına Kayseri ya da Konya ya eğitime gönderelim fikrimi paylaşırım onlarla.
Ziyadesiyle önemsediğim bu önemli konu girişinden sonra esas konuya geçmek istiyorum. Giresun aşığı ve Tirebolu sevdalısı kardeşiniz olarak, geri kalmışlık psikolojisi, ızdırap gibi gelen cümleleri yazmaya mecbur bırakıyor beni. Köyüm Işıklı da ilkokul, Çiftlik Köyünde ise ortaokul öğrenimi aldım. Unutulmaz anılarla dolu o günleri anımsamak, şuan ki görüntüler paralelinde insana acı veriyor. Zamanı şöyle bir geriye aldığımda, sade sınıfların bakımlı sıralarında üçerli oturan biz köylü çocuklarını, ana ve baba şefkatiyle gönülden kucaklayan marifetli öğretmenlerimiz süslüyor hafızamı, hemen. Okullarımızın bulunduğu yer Işıklı, Çiftlik, Gölbaşı, Belen, Şalaklı gibi köylerimizdi belki ama o muazzam görüntüler tam anlamıyla bir bucak, ya da bir ilçeyi çağrıştırıyordu, sanki. Ders bitişiyle adeta öğrenci kaynardı, patika yollar. Ortalık renkli, cıvıl cıvıl ince seslere teslim olurdu, dakikalarca. Yamalı paltolunlar, yırtık lastik ayakkabılar, düğmesi kopuk siyah önlükler ahengi, içtenliği bozmazdı, asla. Zira evimiz bildiğimiz sınıflarımızı hınca hınç dolduran öğrenciler, kardeş-akraba, komşu-mahalleli, aynı ya da civar köylüydü. Öğlen aralarında samimiyetle paylaşılan bir lokma kuru ekmek, dayanışmaya verilecek en anlamlı cevap olurken, atılan her adım birlik ve beraberlik kalesine giden küçük ama sağlam düşüncelere zemin hazırlıyordu, farkında olmadan.     
Hayat yolculuğumuzun temelini attığımız bu eğitim yuvalarının şimdiki halini sormayın gitsin. Bir zamanlar öğrencileriyle sarmaş dolaş görüntüler sergileyen, iki şubenin bir sınıfta eğitim gördüğü, devlet yatılı sınavlarında büyük başarı kazanıp Giresun ikinciliği yakalayan (ki o benim) okullarımıza kilit vurulması geri kalmışlığın, ekonomik çaresizliğin, maddi kırılganlığın kanıtı, kesinlikle. Şurası kesin ki, geleceğinden endişe duymayan hiçbir Giresunlu memleketini bırakarak, nefes alıp vermenin bile zor olduğu karmaşık bir şehre göç etmeyi düşünmez. Maddi imkansızlıklar ve gelir düzeyindeki yetersizlik yüz binlerce Giresunluya gurbet acısı çektirmektedir. Ekonomik yönden umutsuzluğu yaşayan insanlarımız, geleceğini ekmek parasını kazanacağı şehirlerde aramayı sürdürüyor. Haklı kaygılarının sonucu olarak göç etmeye mecbur kalan Giresunlular, gerilerinde kapılarına kilit vurulmuş, harabeyi andıran okullarımızı bıraktılar, bırakıyorlar.
Kesin olan bir gerçek var ki, bu suç onların değil. Suç, kimliğinde Giresun yazan bürokratlarımızın, iş adamlarımızın, zenginlerimizin, milletvekillerimizin. Hiçbir şey kendiliğinden olmuyor. Çaba harcamak, gayret etmek, çalışmak, takip etmek gerekiyor. Pasta küçük ancak kapmak isteyenler büyük olunca, mücadele etmek lazım. Virane olmuş, yosun tutmuş görüntüsüyle yaşam mücadelemizin startını verdiğimiz köy okulları, mazide kalan o ihtişamlı günlerini arıyor. Kimi kaderine terk edilmiş, kimi köylülerin odununu, gazelini, gereksiz malzemelerini doldurduğu eskici dükkanına dönmüş. Yıkılmış duvarlar, kırık çerçeve camlar, parçalanmış kapılar, pas tutmuş demirler hazin bir göç hikayesinin kaçınılmaz sonucu bence.
Sormak istiyorum: memleketinde ekmek parasını kazanacağı iş imkanı olan kaç Giresunlu, Tirebolulu, Bulancaklı, Göreleli insanı yiyip bitiren, çile dolu bir şehre göç etmek ister? Büyüleyici doğal muhteşemliklerden hangimiz vazgeçmeyi tercih eder? Kesinlikle eminim ki, temel ihtiyaçlarımıza cevap verecek maddi kazancı elde edebileceğimiz çalışma olanakları memleketimizde mevcut olsa, hiçbir sebep sevdalısı olduğumuz köyümüzden, kentimizden bizleri bu kadar kolay kopartamaz. Ne acı bir durum ki, birer birer kopmuşuz, kopuyoruz verimli, humusu bol, zengin topraklarımızdan. Yamaçları karla kaplı, suyu buz gibi yaylalarımızdan. Kıvrılarak dağ bayır aşıp uzayıp giden patika yollar çocukların, gençlerin yolunu gözler olmuş, memlekette. Yeşil ve mavi, gelişememezlik zincirine mahkûm edilmiş, kurtulmayı bekliyor. Birkaç ihtiyar dayıya, teyzeye emanet edilen köylerimiz, öylesine yalnız kalıp ıssızlaşmış ki, yaban hayvanlarının cirit attığı, sürüler halinde dolaştığı yer durumuna gelmiş. Giresun dan manzaralar yazdıklarım. Doğu ya da güneydoğu gerçeklerini kaleme aldığım sanılmasın. 
1980 li yıllarda bölgenin önemli eğitim kurumlarından olan Tirebolu Işıklı Köyü İlkokulu nun şuan ki hali her şeyi anlatmaya yetiyor.


İşte o acıtan, üzen ve düşündüren GÖRÜNTÜLER İÇİN TIKLAYINIZ


Okunma: 377
YAZARLAR
YÖREMİZ HABER