
Gündeme Dair
Giresun ve ilçelerinde, Ağustos ayı gündemi her yıl olduğu gibi yine fındık. Kangren olmuş bu durum karşısında yalnızlığa bir o kadar da belirsizliğe mahkum edilmiş cefakar fındık üreticileri bütün olumsuzlukları, terk edilmişliği, karamsarlığı, ümitsizliği bir kenara bırakıp, sarı altın lakaplı mahsulünü toplamakla meşgul, şu sıralar. İnsan psikolojisi görüntüsünden, içeriğinden hiçbir şey kaybetmeden rutin halini sürdürüyor yine Karadeniz de.
Giresun da, Tirebolu da, Görele de, Bulancak ta, Espiye de, Keşap ta, Eynesil de, Doğankent de, Çanakçı da, Yağlıdere de, Güce de, Piraziz de yaşayan yüz binlerce ülke vatandaşı alışılagelmiş fındık mağduru olma özelliğini muhafaza ediyor, maalesef. Şebinkarahisar, Dereli, Alucra ve Çamoluk ilçelerim sizi unutur muyum hiç. Et tırnaktan ayrılmaz. Belki uzaksınız sahile, denize ama fındığımızın acıtan haline ıraksınız.
Perişan durumunu anlatmak için saymak istemeyiz elbette merkezlerimizi. Tüten fabrika bacası altında çalışıp üreten mutlu insanlarımızı, geçim sıkıntısından uzak kendine yetebilen huzurlu bireylerimizi, fiyat karmaşası çekmeden ürününü gönül rahatlığı ile toplayarak pazara indiren üreticilerimizi, bunların neticesinde ekonomik yönden standardı yakalayıp istikrarlı bir yapıya kavuşan ilçelerimizi yazmayı kim istemez ki. Özlenen, umutla beklenen o anlar ne zaman nasip olacak bakalım.
Yılların katmerleştirdiği ve acımasız bir kabus şeklini alan fındık politikası, sayıları hiçbir şekilde azımsanmayacak üretici kitlesini tek kelimeyle çaresizliğe itmiştir. Fındık nimetinden sebeplenen yüz binler, anlaşılmaz bir düşünceyle ışıksız, belirsiz, karamsar bir sürece mahkum edilmiştir, ediliyor. Kalitesi dillere destan olmuş, en direk değil direk döviz girdisi sağlayan bu asil mahsulümüzün üzüntü verici hali onları teker teker adeta sayarak toplayan biz üreticilerin suçu değil. Özellikle vurgulamak isterim ki, üretimin yüzde 75 ini elinde bulunduran Türkiye mizde fındık manzaraları böyle olmamalı. Değerli bir ürün tutarsız, mantıksız, politik düşüncelere kurban edilmemeli.
Çözüm bulma noktasında ilerleme kaydetmek yerine verilen hakların geri alınması kararı, çaresizliğin mi yoksa beceriksizliğin mi sonucu, tartışılır. O halde herkes bilhassa sorumlu makamlar işini layıkıyla yapacak. Diyoruz ya hani, tüy bitmemiş yetimin hakkı, parası diye. O makamları yetimlerin hakkını maaş olarak alıp meşgul edenlere soruyorum: aldığınız paraların karşılığı olarak, günahsız fındık üreticilerini sefil ve rezil bir halden az da olsa rahat bir duruma kavuşturmak gerekmiyor mu? Çok geç kalınmış görev ve sorumluluk değil mi bu? Milletin el emeği, göz nuru mahsulünü devletin parasını ödeyerek alıp depolarda bekletenlere (çürütenlere demeyelim), vicdanınız rahat mı diye sormak lazım.
Eğer depolar tıka basa fındık doluysa çok açık ve net şu yargıya varıyoruz: demek ki, pazar bulup mahsulümüzü satmakla yükümlü birimler devlet adına aldıkları görevlerini yerine getirmediler ya da getiremediler. Kişisel başarısızlığın, kurumsal acizliğin vebalini suçu olmayan üreticilerin omzuna yüklemek, görev anlayışı ve hizmet bilinciyle bağdaşmaz. Manevi hazzını iliklerimize kadar hissettiğimiz şu Ramazan-ı Şerif günlerinde orucunu eda ederek, biricik ve yegane gelir kaynağı olan fındığını toplayan cefakar üreticileri görünüz, duyunuz, anlayınız ve fark ediniz, lütfen.
Dünya litaratöründe kabul görmüş, geçerliliği asla tartışma götürmeyen fındığımızla futbol topu gibi oynama anlayışından bıkıp usandık, senelerdir. Gelen her takım kuralsız, anlamsız maçlar yaptı ve yapıyor. Cezasını ise suçu olmayan üretici çekiyor. Çekirdeğini ya da kavrulmuş fındığını alarak zevkle, neşeyle maç seyretmeyi unuttu bu halk. Nizami olmayan çimli sahaların değil belki ama meydanların asıl ve tek hakemi millettir diyerek sonlandırıyorum yazımı. Tekrar görüşmek dileğiyle.
On bir ayın sultanı Ramazan-ı Şerif iniz mübarek olsun










