
Çukurca Kan Ağladı
Alçaklar devletimizle adeta dalga geçiyorlar. Eğlenceye gider gibi askerimizin üzerine geliyorlar. Böylesine vahim bir olayı normal görmemiz imkansız. Neler oluyor, hangi çirkin oyunlar oynanıyor, Hareketliliğin üst düzeyde olduğu, her an saldırabilirler istihbaratının verildiği bir dönemde, pkk nasıl bu kadar rahat hareket edebiliyor, 300-400 kişi gruplar halinde olsa da ellerini kollarını sallayarak sınırı nasıl geçebiliyor, Onca ağır silahlar nasıl oluyor da gizlice polis ve askeri üslerimizin burnunun dibine kadar getiriliyor. Bu bir iki saatlik olay, dikkat çekilmeden yapılacak bir iş değil. Tonla para verilip alınan heronlar ne iş yapar. Sınır güvenliğini yerine getiren askerlerimizin termal kamera olanağından yoksun olduklarını zannetmiyorum. Peki, o halde o it sürüleri nasıl oluyor da sınırın oyanında ve buyanında istedikleri gibi at koşturup katır yürütüyorlar.
Ülkenin huzur ve güvenliğinden birinci derece sorumlu olanlar, şapkayı öne eğip zafiyet mi var sorusunun cevabını bulmak zorundalar.
Savaş uçaklarımız çakalların inlerine bomba yağdırırken, ordumuz son günlerde operasyon üstüne operasyon yaparken, en üst düzeyde güvenlik alarmı verilirken nasıl oluyor da bilançosu infiale yol açan bir saldırı yapılabiliyor? Güya dünyanın sayılı ve güven veren ordularından birine sahibiz. Evet, öyle söyleniyor. Ancak ne acı bir durum ki saygı duyulan bu ordu, en son ki bir saldırıda 24 şehit ve bir o kadarda yaralı veriyor. Hiç kimse kusura bakmasın, beyler. Parmakla gösterilen bir ordu sayıları, güçleri ne olursa olsun eşkıyadan baskın yiyip anormal derecede kayıp vermez. Güçlü bir ordu, teröristi koşullar ne olursa olsun kendine yaklaştırmaz. Sen eğer karargâhında, nöbet yerinde, odanda, yatağında kahpe kurşunlara maruz kalıyorsan suçu birazda kendi içinde arayacaksın.
Sen Türk Ordusu, o ise bir çakal. Nasıl baskın yersin. Nasıl saldırı yapacak, silah sıkıp roket atacak imkan ve fırsatı verirsin.
Üç-beş çapulcu diye tabir ettiğimiz alçaklar, Çukurca yı cehenneme çevirmenin planını yaparken anlaşılan o ki, bizim komutanlar başka işlerle uğraşmışlar. Ülkenin güvenliğini hiçe sayıp daha halen darbe rüyası mı görüyoruz ne. Canını hiçe sayıp göğsünü hain kurşunlara siper eden gerçek vatanseverleri minnetle, saygıyla anıyorum. Bu işte bir bit yeniği var. Kimse masal anlatmaya kalmasın. Kahpeler ayağının dibine kadar gelip sana kurşun sıkıyor. Gece saat birden sabaha kadar seninle kora kor savaşıyor. Onun değil senin cephanen bitiyor. Çatışmadan yarım saat sonra veya mümkün olan en kısa sürede destek unsurları her türlü teçhizatla birlikte yardımına koşmuyor. Çok daha beteri, geçen zaman içinde benzer eylemlerden gereken dersi çıkarıp önlem almıyorsun. Eeee sonra tugayımızı bastılar, lojmanlarımıza saldırdılar. 24 şehit daha verdik. Vatan sağ olsun diyorsun, ya da diyoruz. Böyle şey olmaz.
Vatani görev için peygamber ocağına uğurladığımız yiğitlerimiz hangi sebeplerden dolayı şehit ediliyor. Biri çıkıp bunu anlatmalı.
Doğruya doğru, yanlışa yanlış deme prensibinden ödün vermiyorum. İktidar, devlete meydan okuyanlara, devletin askerine, polisine silah sıkanlara karşı beddua etme yeri değildir. Aynı şekilde muhalefet, milli bir mesele üzerinden siyaset yapma makamı olmamalıdır. Öncelikle kendi içinde birlik ve beraberlik olgusunu inşa etmeyi başaracaksın. Terör konusunda hiçbir parti diğerini suçlama referansına sahip değildir. Hükümet artık konuşmadan ziyade sorunu bitirme yoluna girmelidir. Terör örgütünün arkasında kimlerin, hangi devletlerin olduğu pekala bilinmektedir. Eğer ben güçlü, dirayetli bir ülkeyim diyorsan, devlet sorumluluğu altında gereğini derhal yapacaksın.
Amerika nın Ladin i Pakistan daki sığınağında öldürme hakkı varsa, Türkiye nin de pkk elebaşlarını inlerinde yok etme hukuku bulunmaktadır.
Ancak bu sürecin gerçekleşmesi için istihbarat mekanizmasını iyi çalıştırmak gerekiyor. Ülkemizdeki terör eylemlerinin yapılış şekli bu konuda başarılı olmadığımızı gösteriyor. Asker ve polisimizin ölüm emrini veren alçakların üzerine tonlarca bomba atılmasına kim ne diyebilir ki. Ancak bunu yapmak için önce inlerini tespit edeceksin. Seni sokan yılanın başını çaresi yok, ilk fırsatta ezeceksin. Yılanın başını, sokmaya başladığı ilk yıllarda yerini bilmemize rağmen ezmedik, savsakladık. Sonra başımıza bela oldu. Şimdi kuzu kuzu bakıp besliyoruz. Mırın kırın etmeyeceksin. Eğer askerlerine pusu kurulup kurşun sıkılıyorsa, eğer topraklarında sana meydan okunuyorsa bu başı yerin dibinde de olsa bulup ezeceksin. Devlet olman bunu gerektirir.
Oluk gibi akan şehit kanları, bu kanı akıtma emrini verenlerin bulunup yok edilmesine yetecek sebep, değil mi.
Devletimizin terör mücadelesinde psikolojik anlamda çaresiz duruma düşüyor gibi görünmesi çok tehlikeli bir sonuçtur. Terör belasını bu noktaya getirmeden pasifize etmek lazım. Hainlerin kaos ortamı oluşturma planları karşısında millet olarak her şeye rağmen yinede metanetli olmak lazım diye düşünüyorum. Ancak şu bir gerçek ki, gencecik delikanlılarımızın öldürülmesine yüreklerin daha uzun süre dayanacağı kanısında değilim. Dolayısıyla belanın bertaraf edilmesi için gereken biran önce yapılmalı. İsrail işgalci katil olduğu halde yapıyor. Rusya sinek avlar gibi Çeçen komutanları tere yağdan kıl çeker gibi vuruyor. Biz neden, kimden korkuyoruz.
Bir hatırlatma yaparak üzüntüler eşliğinde yazdığım makalemi noktalıyorum. Akan şehit kanı karşısında öyle bir an gelir ki, boğulmamak imkansızlaşır.
Şehitlerimize ALLAH tan rahmet, ailelerine baş sağlığı diliyorum…










