Bir Dostu Anarken
Aziz dostum Hüsnü Birinci yi bundan tam iki yıl önce bir ramazan günü kaybettik. Zaman ne çabuk geçiyor. Bu yazıyı yazmaya oğlu Muhammed in telefonu sevk etti beni. Az önce babam için bir anma hazırlıyoruz dedi. Ona yakışan bir anma programı. Yine Eyüp Sultan da toplayacak bizi, o zaman topladığı gibi. İstanbul un üzerinden tam bir felaket gibi geçen sel, aynı zamanda bizim de üzerimizden geçmiş, dostumuzu bizden alarak bir başka Dostun Sancağı altına taşımıştı. Evet her ölüm biraz erkendi ama onun ki hepten erken gelmişti bize. Tam da Yunus un dediği gibi göğ ekini biçer gibiydi bizim için, O nun ölümü.
2009 yılının Temmuz ayı geldiğinde ben her zamanki gibi dost ziyaretlerine başlamış, köye gideceğimi, kendilerini de Giresun a beklediğimi söylüyordum. Hüsnü ye de uğramış memlekete gelirse mutlaka beklediğimi söylemiştim. O ve bazı arkadaşların 1-15 Ağustos tarihlerinde devre mülk için Ege Bölgesine gittiklerini biliyordum. Bana bu sene bir hafta orada kalacağını ama 8-9 Ağustos tarihlerinde bir akrabasının düğünü için Trabzon a geleceğini söylemişti. Ben de madem öyle bize de uğrarsın demiştim. O zaman gelsin görüşürüz. demişti.
Tarih 8 Ağustos a geldiğinde onu aramış ve gelip gelemeyeceğini sormuştum. Kısa bir program ayarladığını, annesi ve oğlu Muhammed le geldiklerini söyleyerek sen gel İbrahim demişti. Sabah yola çıktığımda Karadeniz in meşhur yağmurlarından bir yenisi daha yağmaya başlamıştı. Ama dostum gelmişti ben de onu görmeliydim. Tirebolu dan birkaç kilometre ilerde bir dernek başkanıyla randevulaşmış sahilde bir kahvede çay için duraklamıştım. Yağmur hızını artırmış ve yol 5-10 cm yağmur biriktirmişti. Tabir yerindeyse yağmur sicim gibi yağıyor, dinecek gibi de görünmüyordu. Belki gelme der diye telefonla aradım, bana mutlaka gelmelisin diyordu. Buralarda hava güzel, birazdan yağmur diner diyor, beni cesaretlendiriyordu. Tirebolu Akçaabat arasındaki 70 km lik yolda birkaç defa durmuş, sel felaketinden korkar olmuştum. Korka korka gittiğim onca yoldan sonra Düzköy e ulaşmış, dostumun köyüne yaklaşmıştım. Köye vardığımda ona yakıştırdığım birkaç evin ona ait olup olmadığını sormuş, ancak üçüncü de isabet etmiştim. Eve vardığımda annesi ve oğluyla daha yeni gelmişlerdi. Oturduk sohbet ettik. Elleriyle kızarttığı Akçaabat köftesinden ve ablasının getirdiği taze köy yoğurdundan yedik. Saatlerce sohbet ettik, ama aklım hep sabah gelirken yağan yağmurdaydı. Yağmur o hızıyla bu saatlere kadar devam etmişse, dönüş zor olabilirdi. İkindi sıraları Allah a ısmarladık diyerek ayrıldım, dostumdan. Onlar da düğün sonrası İstanbul a geri döneceklerdi, döndüler. Ben de Ağustos sonlarına kadar kaldım, Giresun da.
Eylül başlarında İstanbul a döndüğümde ben mi aradım yoksa o mu bilmiyorum, Perşembe günü görüşelim dedik. Pazartesi veya Salı günüydü herhalde. Çarşamba günü İstanbul dışında olacağını söylemişti. Ama Perşembe günü cenazede görüşecekmişiz ne bilebilirdim ki. Meğer benim korktuğum sel onun akıbeti olmuştu. Bir ay önce ben selden korkarken beni cesaretlendiren dostumu, bir sel felaketi sonrası kaybetmek varmış. Ne bilebilirdim ki o görüşmemiz, son görüşmemiz olacakmış. Tam da ona yakışır biz cenaze namazı sonrası Eyüp Kabristanlığında ayarladığı mezarlığa tevdi ettik, dostumu. Cenaze de konuşan dostu Aziz Babuşçu onun için Dostlar, burada bir dostum yatıyor. Can dostum. Canımdan bir parça. Dünyada onunla dostlukların en güzelini yaşadık. Ama o gerçek Dosta gidiyor. O dünyada hep hayırlı işler yaptı. Sabah sahura kalkıyor. Namazını kıldıktan sonra yola çıkıyor. Hayırlı bir iş için gidiyor. Ancak sele kapılıyor. Rabbim biz onu sevdik Sen de sev. Rabbim, biz onunla hep hayırlı işler yaptık, Sen onun hayırlarının mükafatını ver. Rabbim biz ondan memnunuz, Sen de memnun ol. Rabbim böyle bir dost acısını kimseye yaşatma rabbim diye dua ediyordu.
Ben de bu duaya iştirak ediyor onu sevgiyle ve rahmetle anıyorum. Rahmet Peygamberinin Selam size, ey bu diyarın mümin ve müslim halkı, İnşallah yakında biz de aranıza katılacağız. Allah ın bizi de sizi de bağışlamasını dileriz dediği gibi ben de O na sen gittin biz de gideceğiz diyorum.










