Yeni Bela Yedi Bela
Tam seçimler bitti, insanlar huzurla yaz tatiline çıkacak derken şimdi de tutuklu bulunan ve milletvekili seçilen kişilerin durumları kamuoyunu meşgul etmeye başladı. 2007 genel seçimlerinde hapiste iken milletvekili seçilen Sebahat Tuncel, olayının verdiği rahatlıkla hapiste bulunan, KCK, Ergenekon ve Balyoz davası sanıklarını aday yapanlar yargının verdiği şok kararlarla şoke oldular. Onların şoke olması bir yana bizler de toplum olarak şimdi ne olacak sorusunu hep beraber sormaya başladık.
Esasında anayasa ve yasa metinlerine baktığımızda tutuklu sanıkların milletvekili seçilmesiyle re sen salınacaklarına ilişkin bir hüküm bulunmamaktadır. Ancak 2007 yılında meydana gelen olayın ortaya çıkardığı rahatlıkla partiler sempati duyduğu kişilerin kendi listelerinden aday olmalarına razı oldular. Milletvekili olanların kaçma şüphesinin olmayacağı, dolayısıyla tutuklu sanıkların milletvekili olmaları dolayısıyla salıverileceğine inandılar. Kendileri inandığı gibi biz halkı da buna inandırdılar. Ancak mahkemeler tek tek tutuklamaların devamından yana alınan kararlar toplumu hızla kaos ortamına doğru sürüklüyorlar. Oysa üç beş kişinin salıverilmesinin toplumda bir sorun ortaya çıkarmayacağına kaniyim, ben. Ortada Sebahat Tuncel örneği yok mu. Bir iki demeç daha vermiştir herhalde. Milletvekili olmanın ağırlığını taşıyamayıp, emniyet müdürünü tokatladığını biliyoruz ama onun gibi 3-5 kişi daha salıverilse ne olur ki.
Hatip Dicle örneği gerçekten de ilginç bir olay olarak kamuoyu gündemine oturuverdi. Hatip Dicle, seçim arifesinde aldığı ceza nedeniyle seçildiği halde mazbatası iptal edilerek yerine Ak Partili bir adayın milletvekili olması sağlandı. 22 Mart 2011 günü alınan ceza 11 Mayıs 2011 günü Yargıtay 9.Dairesi tarafından onandı. Bu karar bu kadar hızlı nasıl çıkabildi akıl sır ermez. Nasıl olduysa oldu Yüksek Seçim Kurulu bundan 9 Haziran 2011 günü haberdar oldu ama herhalde o gün adaylığını iptal etmeye cesaret edemedi. İlk incelemede gösterilen kararsızlık büyük olayların çıkmasına neden olduğu için birkaç gün sonra karar veririz dendi herhalde. Ancak o gün verilmeyen karar seçimden sonra verilince ortalık çok fena karıştı. Herkes gibi ben de mahsup olayından sonra üç yıl geçmesi ve memnu hakların iadesi kararı alınmalı derken dün akşam bir televizyon kanalında izlediğim Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Selçuk Kozağaçlı Dicle olayında 2005 yılı Haziran ayında yürürlüğe giren Türk Ceza Kanununun 53.maddesi yok sayılmaya devam edilmektedir. 53. Madde açıkça kişinin seçme seçilme hakkının cezanın infazı süresi ile sınırlı olduğunu ifade etmiştir. Yani yasa demektedir ki, ancak hükümlü olarak cezaevindeysen seçme ve seçilme hakkını kullanamazsın buna göre memnu hakların iadesi söz konusu değildir. Ceza infaz veya mahsup edildiğine göre Hatip Dicle nin kararı hukuka ve yasaya aykırıdır. Yani kısıtlılık hali infazla sona erer diyerek yeni bir ufuk açmış oldu. Ayrıca Hatip Dicle nin yerine Ak Partili birinin hemen koşa koşa mazbata almaya gitmesine ne demeli. Centilmenlik diye bir şey kalmadı mı bu toplumda. Her ne kadar görüşlerine katılmasak da binlerce kişinin oy verdiği kişiye ait olan bir hak nasıl da hemen alınabilir. Buna inanmak mümkün değil.
Ancak her ne kadar biz böyle düşünsek de bağımsız milletvekillerinin meclise katılmayacağını beyan etmeleri de hiç hoş değil. Hem toplumun gereksiz yere gerilmesine sebep oluyorlar hem de kendilerine vekalet veren insanların vekaletlerine ihanet ediyorlar. Hadi girmediniz, seçimler yenilendi. Tekrar seçildiniz 36 iken 40 mı olacaksınız. Muarızlarınız seçime katılırsa belki daha az temsil imkanına kavuşacaksınız. Yol yakınken hem bağımsızlar kararlarından dönmeli hem de mahkemeler ve Yüksek Seçim Kurulu kararlarını tashih etmelidir. Yoksa bu azgın sular hem sizi hem de bizi boğabilir.










