Saadeti Toprağa mı Gömelim
Dün mensubu olduğum partimin olağanüstü kongresi vardı. 11 Temmuzdan beri yaşanan olaylar beni derinden yaraladığı için bir süredir ayrıldığım ilçe yönetim kurulu üyeliğinden sonra bu kongreye de gitmeyi uygun bulmadım. Öyle ya son güne kadar genel başkan adayı belli olmayan bir parti ülkeye ne verebilirdi? Genel başkan dediğin kitlelere neler yapabileceği hususunda bir şeyler söylemeli ve bunun karşılığında da onların oyunu alabilmeliydi. Ben iyi Milli Görüşçüyüm demek, Erbakan a sadakatim sonsuz demenin geniş kitlelerde ne tür bir karşılığı olabilirdi ki
Esasında kongre öncesinde genel başkanlık için önemli bazı isimler de dillendirilmiyor değildi. Çorum Eski Belediye Başkanı Prof. Dr. Arif Ersoy, yakın dönemin parlayan isimlerinden Prof. Dr. Mete Gündoğan ve Konya Büyükşehir Eski Belediye Başkanı Mustafa Özkafa isimleri ortada dolaşıyordu. Bu isimler geniş kitleler tarafından çok tanınmasalar bile Saadet tabanı tarafından tanınıyor ve taban tarafından bir şekilde kabul edilebilir isimlerdi.
Üç ayda iki olağanüstü kongre yapan Saadet Partisi, her ikisinden de büyük yaralar alarak çıktı. İlk kongrede her iki listenin de genel başkan adayı Numan Kurtulmuş, süreci iyi yönetemeyerek partinin ikinci defa dağılmasına neden oldu. Bu süreçte hiçbir aklı başında Milli Görüşçünün benimsemediği kongrede çıkan kavga ve iftar basma hadiseleri oldu. Gerçi bu iftar basma olayını kimse kabullenmedi ama ortaya çıkan görüntü Milli Görüşçülere hiç yakışmadı. Sonrasında ise Numan Kurtulmuş ve arkadaşlarının partiyi topluca değil de tek tek vuruşarak terk etmesi hiç yakışık almadı. Biz bir kardeşler topluluğu isek ve bir görüş ayrılığı zuhur etmişse sessizce kenara çekilmeli ve ortalık duruluncaya kadar olayları takip etmeli değil miydik. Ama öyle olmadı. Basının ve medyanın cazibesine kapılan kardeşlerimiz bize neden bu kadar mikrofon uzatılıyor diye düşünmeden, her gün bir il veya ilçede ayrılık mesajları verdiler. Yarın öbür gün, medyanın seçimler öncesi bu mikrofon ve kameraları para verseler getiremeyeceklerini çok iyi biliyor olmalılar. Kanal 7 yi kuran bu topluluk, cebindeki parasını, karısının bileziklerini bir ibadet aşkıyla yöneticilere teslim ettiği halde 2002 ve 2007 seçimlerinde bir dakika bile kendilerinden bahsedilmediğini ağlayarak görmüştü.
Kongrede olan oldu. Katılan delegelerin ittifakıyla Muhterem Hocamız 84 yaşında yeniden genel başkan oldu. Zümrüdü anka kuşu gibi adeta küllerinden doğarak Saadet Partisinin başına geçti. İki yıl önce karşılaştığımız manzaranın iki yıl sonra önümüze gelmeyeceğini kim garanti edebilir. Kırk yılda yerine geçecek birini yetiştiremeyen hareket, bir iki yıl içinde vuku bulması çok muhtemel olay karşısında ne yapacak. Çok başka yerlere bakmaya gerek yok. Sayın Bülent Ecevit in vefatıyla DSP nin başına gelenleri görmek, şimdiden tedbir almayı gerektirmiyor mu. Biz de onlar gibi Hocamız vefat ettiğinde onunla birlikte partiyi de toprağa mı gömelim.










