DOĞANKENT- °C

Rehbere Muhtacız Dünden Daha Çok

Ahmet Tesnimi / Köşe Yazarı
Yazı Boyutu:
Metni küçült
Metni büyüt


İnsanlar vardır bir derya gibi, insanlar vardır bir gayya gibi. İnsanlar vardır peygamber izinde, insanlar vardır iblis çizgisinde. İnsanlar vardır hak yolcusu, insanlar vardır batıl kolcusu. İşte bunları tanımak bizim yaradılışımıza uygun hareket edip etmediğimize de bağlıdır.

Zıtlıklar olmasa idi doğrular da olmazdı ve dahi bulunamazdı.

Bu yazımda hayatta düstur edinmemiz gereken vakıf insan, vakıf insan üzerinde duracağım, zıddı ile. Vakıf insan başka bir yönü ile vakıf insan… Sakın ola ki, sıra ve sıradan insanları bunlar ile karıştırılmamalı ve mutlaka vakıf insan ile vakıf insanların dinleyicisi, müdavimi, aşığı, yoldaşı olmanın yolunu aranmalı ve bulmalıyız. Çünkü, vakıf ve vakıf insanlar, ilmi ile amil ve bildiklerini vahy süzgeçlerinden geçiren ve insanlara ihtiyaçları ve kapasiteleri, yani kapları kadar aktarmasını bilen insanlardır. Bir başka ifadeyle, bu tip insanlar, kaşıkla verilecek kişiye kaşıkla, kepçeyle verilecek kişiye ise kepçeyle verenlerdir.  Ehl-i hal insanlardır.

Oysa sıra ve sıradan insanlar, sadece gördüklerini ve duydularını taklit ve aktarma istidadında ve iktidarında olan birer posta gibidirler. Duyarlar ve  söylerler. Bir kulaklarından girer, diğer kulaklarından çıkar veya dillerinden akar gider. Kalplerine sirayet etmez sözler ve haller.

Sıra ve sıradan insanlar, sağdan soldan okuduklarını, şundan bundan duydukları malumatları, bilgi ve bilgi kırıntılarını olduğu gibi aktaran, yani hiçbir fikir eleğinden, düşünce süzgecinden geçirmeden, bilgi ve bulgu diye olduğu gibi çevresindeki insanlara veya ulaşabildiklerine postalayan kişilerdir.

Bu hâl ve ameldekiler, insanları sadece vitaminle beslemeye kalkışan ve onların bağırsaklarının tıkanmasına sebep olan acemi annelere veya yeni yetme diyetisyenlere benzerler. Bunların hiçbir fikrî çileleri olmadığı gibi, iman-amel bütünlüğü ve uyumluluğu olan insanların pratiğine dair derinlemesine bilgileri de yoktur.

Sıra ve sıradan insanların, genç insanlara faydadan çok zararları vardır ve zararları dokunur. Çünkü, bunların fiilleri, ihya ve inşa değil, olsa olsa denetleme ve yemlendirmedir.

Hakikaten  vakıf ve vakıf insanlar çevrelerine aldıklarını, dizleri dibine oturttuklarını, sohbetlerinden istifade ettirdiklerini kelimenin tam anlamıyla iyiyle, güzelle, doğruyla, hak ile ve hakikatle ihya ederler, ya da alıcılarının istidatlarına göre, iyiye, güzele, doğruya, hakka ve hakikate yönlendirirler.

Sıra ve sıradan insanlar ise çevrelerine aldıklarına, dizleri dibine oturduklarına ve sohbetlerinden istifade ettirdiklerine iyi, güzeli, doğruyu, hak ve hakikati verdiklerini sanırlar, fakat hiçbir şekilde insanların istidatlarını hesaba katmadan ne yaptıklarının şuurunda da değildirler.

Sıra ve sıradan insanlar isteseler de, muhatap olduklarının ihtiyaçlarını, istidatları kavrayacak ve değerlendirecek bir kabiliyete ve gönül ve bilgi derinliğine sahip değillerdir. Çıkınlarında daha çok noksanlıklarından ve cılızlıklarından neşet bulan, arkasına sığındıkları yasak kelimesi vardır.

Münakaşadan, mütalaadan ve münazaradan asla hoşlanmazlar. Bekledikleri odur ki, ne söylemişlerse o doğru olarak kabul görsün, hıfzedilsin ve bir başkasına yalnızca o aktarılsın. Yani demek isterler ki,üzümünü ye de, bağını sorma.

Vakıf ve vakıf insanlar bal yapan arılar gibidirler. Kendilerine verilen ilahi emir gereği, hangi zaman diliminde, hangi çiçekleri dolaşacaklarını ve çiçeklerden derute ettikleri bal özünden ne tür bir bal yapacaklarını bilirler. Dağdan, taştan, ovadan, kırdan hülasa her yerden şifa toplarlar ve dağıtırken de şifa verirler.

Sıra ve sıradan insanlar, su taşıyan borudurlar veya hayatı yemeden, içmeden ibaret sanan mahlük gibidirler. İçlerine neyi koyarsanız onu karşı tarafa aktarırlar, içindeki kloruyla, kumuyla, kireciyle ve yosunuyla, ıslah olmamış bedeni ve ahlakıyla...

Bir elekleri ve süzgeçleri yoktur “sıra ve sıradan” insanların. Onlar akıllarına ilk gelen, ya da önlerine ilk çıkan her kaynağa, bilgi ve bilgi kırıntılarına hortumlarını uzatmışlar ve zanlarınca bir güzel yüklemişlerdir kendilerini. Sonra ne mi olacak, Hazmedemediklerini sağa sola boşaltacaklar ve etrafındakileri zehirleyeceklerdirler.

İçinde mikrop varmış, kum varmış, kireç varmış, yosun varmış, ahlaksızlık varmış, tefrika varmış, irtikap varmış, haram varmış ne gam, ne keder…

Başta dediğim gibi, vakıf ve vakıf insanlarla, sıra ve sıradan insanları asla ve kata birbirlerine karıştırılmamalı ve çok zor da olsa, mutlaka vakıf ve

vakıf insanlar aranmalı, bulunmalı ve onların rehberliğine rağm olunmalıdır.

Elbette birincisini bulmak kolay, asıl ve asil olanı bulmak ise, gerçekten de, zor ve niyetimize de bağlıdır. Ama imkansız demedik. Zorluklar, sıradanlık, muhataplık, yaradılışın gayesini künhü ile idrak etmişlik farkındandır.

Sıradanlaşmadan bu büyük kalite ve keyfiyet farkını fehmedemesek, kazananlar bizler değil onlar, yani sıra ve sıradan insanlar olur.

Uzun çağlardan beri ne yazık ki, en büyük kaybımız, vakıf ve vakıf insan tipi ile sıra ve sıradan insanlar arasındaki farkı gereği gibi kavrayamamış olmamızdan, vakıf ve vakıf insan arayışında gerekli itinayı ve sebatı gösterememiş olmamızdan kaynaklanmaktadır.

Siz hangisinin peşindesiniz veya hangisini aramaya başladınız.

Selam ve dua ile kalın.

Ahmet TESNİMİ (Sakarya-27/11/2011)



Okunma: 518
YAZARLAR
YÖREMİZ HABER