• Vadi'nin Medya Penceresi

19 Eylül 2018 Çarşamba

Emek is ticaret

Yazarlar > Adnan YAZICI > Köşe Yazısı

Giriş : 2018-08-01 Bu yazı 927 kez okundu
 
Dedem Hafız Ahmet Günay'a Dair
 
 


Hayat ne tuhaf şey. Geliyorsun dünyaya bir müddet kaldıktan sonra tekrar gidiyorsun.  Ne kadar yaşadığın önemli değil sonuçta gidiyorsun. Baki kalan bu kubbede hoş bir sedaymış.
Nüfus memurları doğum tarihini 1929 olarak geçirmişler nüfus defterine. Baban Ali ve Annen Şerife’nin çok çocukları olmuş ve sana da Ahmet adını koymuşlar. Sen onları hiç mahcup etmeyerek vatana, millete hayırlı bir evlat olmak için çaba gösterdin hep. Hayata geldiğin günden beri hayat senin yaşamını kıskandı. Sana gıptayla baktı hep buğulu buğulu.
Küçük yaşlarda elde ettiğin hafızlık unvanı hayatının dönüm noktalarından biriydi. Yeniçero Hafız olarak bilinen Talip Bayram’dan aldığın dersler senin yetişmeni sağlamıştı. İki yıl gibi bir süre bir fiil çalışmanı sürdürmüştün hocanın yanında. Sırf bu yüzden hocan kızını sana vermişti. Üç tane iyi arkadaş da edinmiştin bu sırada. Karabeğ Hafız, Yakup Hafız ve Hamit Hafız. 1944 yılında Dandı’da büyük bir kalabalığın katılımıyla düzenlenen Hafızlık töreni ne kadar da ihtişamlıydı.
Hocanın hiç sözünden çıkmayarak onun ramazan hocalığı yaptığı Sivas’ın Şuşehri ilçesine giderek bir müddet çalışmıştın. Askerliğini yaptığın Tunceli’nin Hozat ilçesi hayatında çok izler bırakmıştı. Zaman zaman anılarını anlatıp dururdun.
Hafız olduktan sonra Kuran Kursu Hocalığı sınavına girip sınavı kazanarakHarşit’te fahri Kuran Kursu Hocalığı yapmaya başlamıştın. 1964’te Harşit’te Kur’an Kursunun temelini atmıştın ve 1974 yılına kadar burada çalışmıştın. Yazları yaylada kışları köyde Kuran Kursu açmıştın ve birçok taleben olmuştu. 1974 yılında İmamlık sınavı için Ankara’ya gitmiş ve sınavda başarılı olarak Günyüzü Köyüne imam olarak atanmıştın.  İki yıl çalıştıktan sonra Harşit’e gelerek merkez camiinde göreve başlamıştın ve burada uzun yıllar cemaate namaz kıldırmıştın. O ses tonun var ya hala insanların belleğinde hoş bir seda ile duruyor biliyor musun can. Hele de o Fatiha suresini okuman yok mu?
1988 yılına gelindiğinde emekliliğini isteyerek resmi görevinden ayrılmıştın ama bu ayrılış seni cemaatinden, insanlardan, talebelerinden hiç uzaklaştırmamıştı. Çünkü sen insanlarla iç içe olmayı, sohbeti, hele de dini sohbeti çok seviyor ve sevdiriyordun etrafına.
AllahuTeâlâ da verdi hani yeterince ömrü sana; birçok insana vermediği ömrü. O ömrü ilim ile çalışmayla geçirdin. Okuduğunu, öğrendiğini etrafınla paylaştın.  İlim yolundairşat ve tebliğde bulundun.
Yaşadığın sürece hiçbir şeyden şikâyet etmemiştin. Devamlı şükür ve sabır etmiştin. Hele de o güleryüzün var ya sorma gitsin. Gözlerine, yüzüne bakanlar tebessüm edip sevmişlerdi seni hep. Ama sen sevilmek için yapmıyordun ki bunu. İçinden gelen kalbinin güzelliği dışarı yansıyordu da ondan. Çocukları çok seviyordun. Onlara kalplerini kırmadan espri yapıyordun, şakalaşıyordun onlarla. Çocukla çocuk oluyordun yani.
Hayatın acımasızlığını biliyordun o yüzden mümkün olduğu kadar güçlü ve sabırlı görünüyordun. Kimse senin ezik yüzüne şahit olmamıştı. Muhtaç olmamıştın kimseye.Dağ gibi bir kalbin ve cesaretinin olduğunu görmüşlerdi. Bereketli biriydin. Azmin ve çalışkanlığın takdire şayandı.
Öyle bir yaşadın ki hayat seni de bir kenara not etmek zorunda kaldı. Bir çınarın kıskandıran yaşamı diye sayfalara kazıdı.
Sen bu ana kadar hep iyinin, doğrunun yanında oldun. Olmanın gerekliliğini ortaya koydun. Bunun bir İslami vecibe olduğunu düşünerek yaptın bunu. İslami ahlak hep düsturun oldu.
Allah sana ömür verdi; ömrünü icra ettin yaşadın ama seni üzen şeyler de çok oldu. En samimi arkadaşlarını uğurlayınca çok üzüldün biliyorum can. Yolladın ve bu sana çok ağır geldi. Çarşıda gezerken artık arkadaşlarını görememek seni çok etkiledi. Biliyorum sırf bu nedenle çarşıya gitmeye bile çekinir oldun.
Birçok hastalıkla, musibetle uğraştın ama bunlar seni hiç yıldırmadı biliyor musun? Onları küçümsedin ve küçümsediğin için de yakanı bırakmak zorunda kaldılar.
Ama biliyor musun can yaş çok ilerleyince sana kalsa sıkıntı yoktu da vücut artık kaldıramaz olmaya başlayınca birden kendini hastane köşelerinde buldun. Ama sen yine çok iyiydin. Yine gülüyor, yine espri yapıyordun. Konuşmaya takatin olmadığı halde. Sen çok iyisin. Bunu sen söylüyordun can. Çok ağrıların vardı vücudunun her tarafında. Ama sen bunu belli etmiyordun yine “çok iyiyim, şükür” diyordun. Son nefesinde bile sen hiç hasta değilmişsin gibi yine iyiyim demiştin. İçin parçalanıyordu can. O kadar hastalığın vardı ki. Doktorun “nasılsın” sözüne bile çok iyiyim diyordun. Sahi can gözlerim doluyordu bu sabır ve metanetine karşı. Sen nasıl bir insandın öyle. Etrafındakileri üzmek mi istemiyordun. Seni çok iyi tanırım gelişini bilmiyorum ama duruşun hep dikti. Güçlüydün; sabırlıydın. Gidişin de aynı oldu. Yüzündeki gülümseme, tebessüm, nur bu dünyadan göçüp gittiğinde bile suratında duruyordu.
Biz çok şanslıyız can senin gibi bir insanın neslinden geldiğimize. Bize kılavuzluk ettin; yol açtın; nasihat ettin. Senin gibi olmamız mümkün olmasa da karıncanın hacca gitmek istemesi misali yaşantından bir nebze de alıp yaşantımıza yansıtırsak ne mutlu bize. Mekanın cennet olsun.

Harşıt Vadisi Köşe YazısıArşiv Yazı
 
 
 
Derecesi:927
Yazar:Adnan YAZICI

Yazı Yorumları

HARŞIT VADİSİ FACEBOOK

YAZI DERECESİ

HarsitUser / 10 927